<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062</id><updated>2011-12-24T21:48:25.743+02:00</updated><category term='fotovoltaik enerji'/><category term='Passivhaus'/><category term='iklim değişikliği'/><category term='The Copenhagen Diagnosis'/><category term='elektrikli otomobil'/><category term='yeşil bina'/><category term='Seyrantepe Stadyumu'/><category term='sürdürülebilir mimari'/><category term='Extreme Ice Survey'/><category term='CFD'/><category term='COP15'/><category term='yağmur suyu'/><category term='6094 sayılı kanun'/><category term='toprak kaynaklı ısı pompası'/><category term='light pollution'/><category term='Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği'/><category term='5346 sayılı kanun'/><category term='yeşil yapı sertifikasyon'/><category term='Kyoto Protokolü'/><category term='Zero foot print'/><category term='ASHRAE 90.1'/><category term='Vancouver'/><category term='enerji verimliliği'/><category term='3. köprü'/><category term='IPCC'/><category term='güneş enerjisi'/><category term='ÇEVKO'/><category term='yenilenebilir enerji kanunu'/><category term='fotovoltaik'/><category term='BSUG'/><category term='enerji simülasyonu'/><category term='eQuest'/><category term='bina enerji modellemesi'/><category term='0 Karbon'/><category term='Yaşanabilir şehir'/><category term='İklimgate'/><category term='enerji modellemesi'/><category term='sel'/><category term='BREEAM'/><category term='dağıtık elektrik üretimi'/><category term='günışığı simülsayonu'/><category term='bina enerji performansı'/><category term='lisanssız elektrik üretimi'/><category term='binalarda güneş enerjisi'/><category term='BIPV'/><category term='sera gazı'/><category term='geri dönüşüm'/><category term='BEP-TR'/><category term='ASHRAE 189.1'/><category term='TOKİ'/><category term='BREEEAM'/><category term='Plastiki'/><category term='ambalaj atığı'/><category term='katı atık'/><category term='Verimli aydınlatma'/><category term='yeşil bina sertifikalandırma'/><category term='iklim dostu'/><category term='LEED'/><category term='sürdürülebilir şehir'/><category term='yeşil binanın maliyeti'/><category term='okyanuslar'/><category term='ışık kirliliği'/><category term='LED Ampüller'/><category term='karbon salımı'/><category term='yeşil şehir'/><category term='elektrik enerjisi'/><title type='text'>Küresel Isınmaya Karşı Sürdürülebilir Binalar</title><subtitle type='html'>"Sürdürülebilir Bina (Yeşil Bina)" ve "Küresel İklim Değişikliği" konularında notlar...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>41</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-6155515717086226779</id><published>2011-12-05T18:34:00.001+02:00</published><updated>2011-12-05T18:55:09.290+02:00</updated><title type='text'>COP17'de Türkiye'ye Ödül</title><content type='html'>Durban'da (Güney Afrika) COP17 devam ediyor... 6 Aralık Salı günü bakanlar ve devlet başkanları düzeyinde görüşmeler başlayacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konferansın sonuçları konusunda ne kadar umutlu olunması gerektiğini kestirmek zor ama en çok kirletenler sürecin önünü tıkamaya devam ediyorlar. Olan biteni özet olarak izlemek için Önder Algedik ve Özgür Gürbüz'ün hazırlardıkları &lt;a href="http://www.yesilekonomi.com/durban-postasi/"&gt;Durban Postası&lt;/a&gt;'nı takip etmenizi öneririm. &lt;a href="http://tcktcktck.org/events/cop17/"&gt;tcktcktck.org&lt;/a&gt; da konuyu detaylı takip eden organizasyonlardan bir tanesi... Ayrıca Ömer Madra'nın da her sabah Açık Radyo'da Durban'dan yayın yaptığını biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Konferansta Türkiye de bir ödül sahibi olmuş... Climate Action Network'un verdiği "günün fosili ödülü"nün Cumartesi günkü sahibi Türkiye olmuş... Gerekçe'yi Özgür Gürbüz'ün&lt;a href="http://ozgurgurbuz.blogspot.com/2011/12/gunun-fosili-odulu-turkiyenin-oldu.html"&gt; günlüğünden&lt;/a&gt; alıntılayalım:&lt;br /&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;Türkiye seragazı emisyonlarını 1990’dan bu yana yüzde 98 oranında arttırdı ve bugüne kadar bu eğilimi tersine çevirecek bir hedef veya taahhüt almamayı da başardı.  Türkiye, finansal kaynaklarını daha fazla kömür santrali, iki nükleer santral ve karayolu yapımına harcıyor. 15 bin kilometre uzunluğunda yeni duble yol ve İstanbul’a yapılması planlanan 3. köprü örnekler arasında&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın konuya ilgisini bekliyoruz diyelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-6155515717086226779?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/6155515717086226779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=6155515717086226779&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/6155515717086226779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/6155515717086226779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2011/12/cop17de-turkiyeye-odul.html' title='COP17&apos;de Türkiye&apos;ye Ödül'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-2688677787638017542</id><published>2011-11-24T23:26:00.001+02:00</published><updated>2011-11-25T00:43:20.684+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil yapı sertifikasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil bina sertifikalandırma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sürdürülebilir mimari'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil bina'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TOKİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil binanın maliyeti'/><title type='text'>Yeşil Binadan Vazgeçmeliyiz!</title><content type='html'>Bugün, Yapı Endüstri Merkezi'nde düzenlenen "Sürdürülebilir Yapılar ve İklimlendirme" toplantısında katılımcıların "sürüdürülebilir bina"lar konusundaki deneyimlerini paylaştıkları bir panel izledim. Sunumların tamamlanmasını takiben izleyicilerin yöneltmeye başladıkları soruların iki ekseni vardı: "Yeşil binaların" ne kadar ilave maliyete neden oldukları ve hangi malzemenin, hangi teknolojinin "yeşil"e uygun olduğu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panel esnasında Sayın Durmuş Dilekçi (&lt;a href="http://www.urasdilekci.com/"&gt;UrasxDilekçi&lt;/a&gt;) bir mimar olarak "yeşil yapı" kavramına karşı duyduğu şüpheden bahsettiği andan itibaren zihnimi kemirmeye başlamış olan kemirgen düşünce sorular bölümünde iyice şekillendi ve uzun bir aradan sonra beni bu günceye yazma noktasına getirdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil yapı yapmaya çalışmak büyük bir hatadır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yapı hiç bir zaman yeşil olamaz... İnşa edilmeye başlandığı andan itibaren, her bir bina, insanın doğayı şekillendirme çabasında bir sonraki adımdır... Doğayı, dengesini daha farklı bir noktada yeniden oluşturmaya zorlayan bir dış etkidir... Bir kulübe inşa etmenin etkisini çok önemsemeye gerek olmayabilir ama İstanbul'da sürekli yaptığımız gibi alışveriş merkezi inşa ettiğimiz sürece, bunlara karbon salımı yapan araçlarla ulaşmak zorunda oldukça, bunların içinde satılması için enerji kullanarak mal ürettikçe "yeşil yapı" yapmak mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenle biz en başından beri "sürdürülebilir yapı" kavramını tercih ediyoruz. Sürdürülebilir yapı ayrı bir tür değildir, doğaya olan yükü benzerlerine göre biraz daha azaltılmış bir yapıdır, daha dikkatli ve yaşam döngüsü maliyetleri göz önüne alınarak yapılmış bir yapıdır. Alışılmış yapı üretim sürecindeki karar kriterleri içerisine "çevresel etki" kavramının da yerleştirilerek inşa edildiği yapıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürdürülebilir yapıların "yeşil bina"lar olarak kategorize edilmesine izin verdiğimiz sürece bunların daha farklı maliyet yapıları olması gereğini, özel teknolojiler içermesi gereğini de kabulleniyoruz. Oysa sürdürülebilir yapı sadece daha iyi yapıdır, iyi mimarlık ürünüdür...Bir TOKİ projesi ise yaya yolları iyi planlanmış, binaların birbirlerini gölgelemediği ve izolasyonlarının daha iyi olduğu yapılar olabilir, bir ofis binası ise mekanik sisteminin verimli ve yenilenebilir kaynaklar kullanarak planlandığı bir yapı olabilir, bir A.V.M. ise egzos fanları enerjisinden tasarruf için otoparkının robotik olduğu bir yapı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürdürülebilir yapıları ayrı bir yapı sınıfı, sertifikalanmış ve pazarlanabilir bir meta olarak kabul ederek marjinalleştirmek yapılarda sürdürülebilirlik pratiğinin yaygınlaşmasını engellemekten başka bir işe yaramıyor... Sertifikalar, mimari ve inşai sürece sürdürülebilirlik katkısının değerini ölçen belgeler olmaları gerekirken yapıyı niteleyen neredeyse ticari belgeler haline dönüşüyor... Ayakta durabilenlerin ötesinde iyi yapılar için bu tuzaklardan uzak durmak şart...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-2688677787638017542?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/2688677787638017542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=2688677787638017542&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2688677787638017542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2688677787638017542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2011/11/yesil-binadan-vazgecmeliyiz.html' title='Yeşil Binadan Vazgeçmeliyiz!'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-2259281540589502931</id><published>2011-07-18T23:58:00.003+03:00</published><updated>2011-07-19T00:04:53.025+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil bina sertifikalandırma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='LEED'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sürdürülebilir mimari'/><title type='text'>İstanbul'da LEED Sertifikalı Bir Ofis Binası</title><content type='html'>Sürdürülebilir mimari ve LEED sertifikasyon danışmanlığını yaptığımız, aynı zamanda binada bulunan fotovoltaik sistem ve LED aydınlatma sistemlerinin taahhüdünü gerçekleştirdiğimiz İstanbul Yenibosna'da bulunan Li Fung Centre, US Green Building Council tarafından LEED Silver yeşil bina sertifikası ile ödüllendirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu ile ilgili daha fazla bilgiyi bu &lt;a href="http://www.eko-yapi.net/news_03.html"&gt;linke &lt;/a&gt;tıklayarak alabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-2259281540589502931?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/2259281540589502931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=2259281540589502931&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2259281540589502931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2259281540589502931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2011/07/istanbulda-leed-sertifikal-bir-ofis.html' title='İstanbul&apos;da LEED Sertifikalı Bir Ofis Binası'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-2846220333802107420</id><published>2011-06-16T00:00:00.002+03:00</published><updated>2011-06-16T00:03:09.325+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotovoltaik enerji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dağıtık elektrik üretimi'/><title type='text'>Dağıtık Elektrik Üretimi ve Faydaları</title><content type='html'>Yeni Enerji dergisinin son sayısında, binalarda yerinde elektrik üretimi konusunu da kapsayan dağıtık elektrik üretimi konusunda bir yazımız yayınlandı. Aşağıdaki link'ten bu yazıyı okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mimtarch.com/docs/201105_DistributedPower-1.pdf"&gt;Dağıtık Elektrik Üretimi ve Faydaları&lt;/a&gt;, Yeni Enerji, Mayıs - Haziran 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-2846220333802107420?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/2846220333802107420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=2846220333802107420&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2846220333802107420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2846220333802107420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2011/06/dagtk-elektrik-uretimi-ve-faydalar.html' title='Dağıtık Elektrik Üretimi ve Faydaları'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-2860313535330456611</id><published>2011-03-09T23:36:00.002+02:00</published><updated>2011-03-09T23:38:43.362+02:00</updated><title type='text'>İstanbul'da Bir Ofis Binasında Fotovoltaik Sistem Kullanımı</title><content type='html'>Yeşil Bina Dergisi'nin son sayısında, 2010 sonunda kurulumunu yaptığımız fotovoltaik sistem ile ilgili bir yazı yayınlandı. Bu yazıya aşağıdaki link'ten ulaşabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mimtarch.com/docs/2011-02_pv1.pdf"&gt;İstanbul'da Bir Ofis Binasında Fotovoltaik Sistem Kullanımı&lt;/a&gt;, Yeşil Bina Dergisi, Şubat 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-2860313535330456611?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/2860313535330456611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=2860313535330456611&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2860313535330456611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2860313535330456611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2011/03/istanbulda-bir-ofis-binasnda.html' title='İstanbul&apos;da Bir Ofis Binasında Fotovoltaik Sistem Kullanımı'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-396290850893801427</id><published>2011-01-06T18:33:00.000+02:00</published><updated>2011-01-06T18:33:52.568+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenilenebilir enerji kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='6094 sayılı kanun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='5346 sayılı kanun'/><title type='text'>Yenilenebilir Enerji Tarifesi - Sonunda</title><content type='html'>Beklenmeyen ve daha önceden yazmadığımız bir durum ortaya çıkmadı ama haber takibi yapmak adına yazalım: 2010'un son günlerinde (29/12/2010) Yenilenebilir Enerji Kanunu'nu değiştiren 6094 sayılı kanun Meclis'te kabul edildi ve güneş enerjisi de dahil olmak üzere çeşitli yenilenebilir enerji türleri için destekleme tarifesi kabul edildi. Kanun henüz Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıp Resmi Gazete'de yayınlanmış değil ama oluşan durumu sizlere özetlemek isteriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destekleme tarifesi uyarınca güneş enerjisi ve biyokütleden enerji eldesi yatırımları 13,3 UScent/kWh tutarla 10 sene boyunca destekleniyor. Bu destekleme rakamı, 10 Euro cent civarında bir değere tekabül ediyor. Güneş enerjisi için bu rakamı düşük bulduğumuzu ifade etmiştik... Bakan Yıldız da Meclis'teki konuşmasında güneş konusunda yavaş gitmek istediklerinin ve maliyetlerin düşmesini beklemek istediklerinin sinyalini verdi. Öncelikle çok güneşli bölgeleri bu yatırımlara açmak istediklerini, büyük güneş santrallerini Urfa, Konya ve Antalya gibi çok güneşli yörelere kurmak istediklerini anladık konuşmalardan. Zaten 2013 senesi sonuna kadar da lisanslı güneş enerjisi yatırımları 600 MW'lık üst sınırla sınırlanıyor. Yani hükümet, güneş enerjisi ile elektrik üretimine kaynak aktarmak niyetinde olmadığını, destekleme tarifesinin sadece bankalar nezdinde bir garanti olacağını ve işi sadece serbest piyasanın geliştirmesini beklemeyi tercih edeceğini ifade etmiş oldu. Elbette bu durumda Türkiye'deki güneş paneli üretim yatırımlarının bir süre daha küçük montaj hatlarından öteye gitmeleri pek beklenmeyecektir. Ya da binalarda kurulan küçük sistemlerle elektrik üretiminin yaygınlaşmasının getireceği ilave istihdam ve şebeke üzerindeki pik yükleri azaltan dengeleyici mekanizmanın oluşması da beklenmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş enerjisine neden bu kadar çok önem verdiğimizi merak ediyor olabilirsiniz, karbon salımlarını azaltacak alternatif ve yatırımı daha ucuz yenilenebilir kaynak imkanları da varken. Dünyada güneş enerjisi kadar hızlı büyüyen başka bir enerji yatırım alanı yok, herkes yanlış yöne gidiyor olamaz. 2010 senesinde Avrupa'daki toplam fotovoltaik kurulu gücü 2009'a göre %65 artmış durumda. Türkiye'nin artan enerji ihtiyacının küçük hidroelektrik (yenilenebilir) ve nükleer santral ile karşılanmasına dayalı stratejisini doğru bulmuyoruz. Nükleer santralde üretilen elektrikteki dışa bağımlılık ve hiç de söylenildiği kadar ucuz olmayacağı işin uzmanlarınca ifade edilen maliyetler bizi korkutuyor. Küçük ölçekli hidroelektrik projelerindeki hataların ve belki de kötü niyetlerin dereleri yok edecek noktaya gelmesi yenilenebilirlik-sürdürlebilirlik kavramlarının projenin neresinde olduğunu sorgulamamıza neden oluyor, hidrolektrik kaynaklarının da fosil yakıtlar gibi gizli toplumsal maliyetleri olan kaynaklar haline gelmesine neden oluyor. Güneş dünyanın temel enerji kaynağı ise, Türkiye'nin de bu kaynağı küçük ve büyük ölçekte kullanma yarışına hızla ortak olması gerektiğine, uygulama, şebeke entegrasyonu ve AR-GE deneyimi kazanması gerektiğine inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş konusundaki görüşlerimize burada nokta koymak lazım, çünkü yasa güneş enerjisine verdiği destekle sınırlı değil. Biyokütle de güneş enerjisi ile eşit seviyede destekleniyor. Hidrolektrik ve rüzgar enerjisi tesisleri için destekleme rakamı 7,3 UScent/kWh, eski yasaya göre bu alanda herhangi bir değişiklik yok. Jeotermal enerji ise 10,5 UScent/kWh rakamı ile destekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasanın önemli bir özelliği yerli üretimi, yukarıdaki tarifelere eklenecek ilave bedeller ile desteklemesi. Örneğin Türkiye'de üretilmiş rüzgar türbini kanatları kullanırsanız 7,3 cent + 0,8 cent = 8,1 cent destek alıyorsunuz. Türkiye'de entegre bir güneş paneli üretim tesisiniz olursa da ilave olarak 4,8 cent destek alıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik ve bürokratik konuları geçelim. Yasa, 2015 sonuna kadar kurulacak olan tesisleri kapsıyor, daha sonra kurulacak olan tesisler için ise fiyatları Bakanlar Kurulu belirlemeye yetkili olacak. Yenilenebilir enerji tesislerinin kurulması için Hazine arazileri kiralama bedeli karşılığında kullanılabilecek, bu bedel de %85 indirimli olarak uygulanacak. Ancak bu madde altındaki bir paragraf can sıkıyor. Alıntılamak gerekirse:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt; &lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;TR Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, &amp;nbsp;yaban &amp;nbsp;hayatı &amp;nbsp; geliştirme sahalarında, &amp;nbsp;özel &amp;nbsp;çevre &amp;nbsp;koruma bölgelerinde &amp;nbsp;ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;İptal edilen nehir tipi HES projelerinin akıbetlerini değiştirip değiştirmeyeceği tartışılacak bir madde, daha önce Maden Kanunu'ndaki benzer bir maddenin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmadığını hatırlatalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle Yenilenebilir Enerji Yasası'nın son durumu böyle, yasanın gerçekten destekleyici olup olmadığı bir kaç sene içerisinde ne kadar yenilenebilir kaynağın devreye alındığı ile ortaya çıkacak, umarız bir önceki hali gibi Türkiye'nin yenilenebilir enerji potansiyelini çok az değerlendiren bir yasa olarak tarihe geçmez.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt; &amp;nbsp;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-396290850893801427?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/396290850893801427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=396290850893801427&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/396290850893801427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/396290850893801427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2011/01/yenilenebilir-enerji-tarifesi-sonunda.html' title='Yenilenebilir Enerji Tarifesi - Sonunda'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-7957055091181367599</id><published>2011-01-01T18:44:00.003+02:00</published><updated>2011-01-01T19:12:34.162+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotovoltaik enerji'/><title type='text'>Bina Çatılarında Güneşten Elektrik Üretimi</title><content type='html'>2010 yılının son haftası içerisinde İstanbul'daki bir ofis binasının teras çatısına fotovoltaik panel kurulumu gerçekleştirdik. Çevre dostu binaların en önemli özelliklerinden biri, elektrik şebekesinden alınan fosil yakıtlara dayalı elektrik enerjisini olabildiğince az tutmak. Mikromorf teknolojisi kullanan bu paneller, yılın her mevsiminde, gölgeli havalarda bile güneş ışığından elektrik üreterek şebekeden alınan elektrik enerjisini azaltacaklar. Daha da önemlisi, böyle bir sistemin varlığı bina sahibinin "yeşil" olma konusunda ne kadar kararlı olduğunu ortaya koyuyor ve ofislerinin üzerinde böyle bir sistemin varlığını gören çalışanlar da enerji verimliliği konusunda bilinçlenmeye ve insiyatif almaya başlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde bugüne kadar çok sınırlı sayıda uygulanan bina fotovoltaik sistemleri, son günlerde ortaya çıkan bir kaç gelişme sayesinde bundan sonra sıklıkla uygulanacaklar gibi duruyorlar. Bunların en önemlisi, artık binalarda yenilenebilir kaynaklı elektrik enerji sistemi kurulmasına izin veren ve ihtiyaç fazlası elektriğin şebekeye satılarak karşılığında ödeme alınmasını mümkün kılan yasa ve yönetmelikler. Aralık ayı içerisinde, sektörün birkaç senedir beklemekte olduğu iki kanun yasalaştı. Ayrıca bugünden itibaren geçerli olan bina enerji kimlik belgesi mevzuatında, binalarda kullanılan yenilenebilir enerji sistemlerinin bina enerji sınıfının yükseltilmesine olan katkısı kabul ediliyor. Yani yüksek bir enerji sınıfına sahip olmak için bir binanın çatısına fotovoltaik sistem kurabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurulumunu gerçekleştirdiğimiz sistem ve binalarda fotovoltaik enerji kullanımı konusunda daha fazla bilgiyi aşağıdaki adresten alabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mimtasolar.com/"&gt;http://www.mimtasolar.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-7957055091181367599?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/7957055091181367599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=7957055091181367599&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7957055091181367599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7957055091181367599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2011/01/bina-catlarnda-gunesten-elektrik.html' title='Bina Çatılarında Güneşten Elektrik Üretimi'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-3207130983306734451</id><published>2010-12-19T02:08:00.003+02:00</published><updated>2010-12-19T02:29:57.276+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BSUG'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bina enerji modellemesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eQuest'/><title type='text'>Bina Enerji Modellemesinde Kullanılan Yazılımlar</title><content type='html'>ABD Oregon eyaletinde bina enerji simülasyonu konusunda profesyonelleri bir araya getiren Building Simulation Users' Group, Ağustos ayında yaptıkları bir anketin sonucunu yayınladılar. Bina enerji modellemesi hizmeti veren 96 uzmanın katıldıkları anket, bina enerji modellemesi için geliştirilmiş bilgisayar programları hakkında faydalı bilgiler içeriyor. Anketin sonuçlarını aşağıda özetliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anket, yeni ve mevcut ofis binaları için kullanılan yazılımlar konusunda sorular içeriyor. Cevaplara göre yeni ofis binaları için mekanik yük hesaplarında kullanılan ilk 5 yazılım sırayla Trane TRACE, Elite Chvac, Carrier HAP, eQuest ve EnergyPlus . Mevcut binalarda ilk 5 ise Trane TRACE, Elite Chvac, eQuest, Carrier HAP ve EnergyPlus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bina enerji modellemesi konusunda ise eQuest açık arayla diğer tüm yazılımlara fark atıyor. Yeni binalar için tercihler şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eQuest (%82)&lt;br /&gt;Trane TRACE (%30)&lt;br /&gt;DOE 2.2 (%20)&lt;br /&gt;EnergyPlus (%15)&lt;br /&gt;Carrier HAP (%7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut binalar için ise verilen cevaplar şu dağılımı ortaya çıkarıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eQuest (%77)&lt;br /&gt;Trane TRACE (%24)&lt;br /&gt;EZ Sim (%21)&lt;br /&gt;DOE 2.2 (%18)&lt;br /&gt;EnergyPlus (%13)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anketin ortaya çıkardığı başka bir nokta, bina geometrisinin enerji modelleme yazılımlarına nasıl girildiği. Yeni binalar için cevaplar, enerji modelleme uzmanlarının hala bina geometrisini yazılımda sıfırdan yaratmak zorunda olduklarını gösteriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yazılıma manuel data girişi (%70)&lt;br /&gt;- CAD yazılımından taşıma (%34)&lt;br /&gt;- CAD yazılımından başka programlar aracılığıyla taşıma (%10)&lt;br /&gt;- Bina geometrisi için başka yazılımların kullanımı (%7)&lt;br /&gt;- Revit (%2)&lt;br /&gt;- Revit - Green Building Studio (%2)&lt;br /&gt;- Sketch-Up (%1)&lt;br /&gt;- Open Studio (%1)&lt;br /&gt;- AutoCAD veya Revit'ten gbXML dosyası (%1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Building Simulation Users' Group'a &lt;a href="http://groups.yahoo.com/group/BSUG"&gt;http://groups.yahoo.com/group/BSUG&lt;/a&gt; adresinden ulaşılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-3207130983306734451?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/3207130983306734451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=3207130983306734451&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3207130983306734451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3207130983306734451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/12/bina-enerji-modellemesinde-kullanlan.html' title='Bina Enerji Modellemesinde Kullanılan Yazılımlar'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-3110686029054657700</id><published>2010-12-15T21:54:00.002+02:00</published><updated>2010-12-15T21:56:00.033+02:00</updated><title type='text'>Yeni Websitemiz</title><content type='html'>Sürdürülebilir binalar konusunda verdiğimiz hizmetlere ayırdığımız yeni bir websitemiz var artık. Sizinle paylaşmak istedik:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.eko-yapi.net/"&gt;http://www.eko-yapi.net&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-3110686029054657700?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/3110686029054657700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=3110686029054657700&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3110686029054657700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3110686029054657700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/12/yeni-websitemiz.html' title='Yeni Websitemiz'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-7489164126320344907</id><published>2010-12-10T10:38:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T10:38:26.026+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BEP-TR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği'/><title type='text'>İlk Enerji Kimlik Belgesi Verildi!</title><content type='html'>Dün RENEX ECO fuarı açılışında "Bina Enerji Kimlik Belgeleri"nin verilmesinde kullanılacak olan BEP-TR sisteminin lansmanı yapıldı. Bayındırlık Bakanlığı binasının kimlik belgesi de Bakan Mustafa Demir'e verildi. Daha önce duyurmuştuk, teyid edilmiş oldu, Bayındırlık Bakanlığı binasının enerji sınıfı "E" olarak belirlenmiş. Sayın Bakan'ın bu durum karşısında sıkıntısını gizlememesi de bizi mutlu etti, binanın eskiliği vb. bahaneler ardına sığınmadan bu durumun düzeltilmesi gerektiğini ifade ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakan Mustafa Demir'in konuşmasında önemli bazı noktalar yakaladık, bunları sizlerle paylaşmak isteriz: Öncelikle yazılımın hazır olması sayesinde 1 Ocak'tan itibaren yeni ruhsat alan tüm yapılara "Enerji Kimlik Belgesi" düzenlenmesi şartı da yürürlüğe girmiş oluyor. Henüz bu kimlik belgesini vermeye yetkili olacak uzman eğitimleri tamamlanmış olmasa da eğitici eğitimlerinin tamamlandığını biliyoruz, Ocak başında uzman eğitimi vermeye hazırlanan bir kaç kurum olduğunu da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Bakan, 2017'ye kadar tüm bina stokunun kimlik belgesine sahip olmasını hedeflediklerini ve 2012 sonrasında da mevcut binaların kabul edilebilir enerji sınıflarına (D üzeri) getirilmesi için önemli bir yatırım kredisi imkanı sağlamak üzere çalıştıklarını ifade etti. Öncelikli hedefin binaların yalıtım özelliklerinin düzeltilmesi olacağı açık. Ancak, 2017'ye kadar tüm bina stokuna kimlik belgesi verebilecek kadar uzmanın nasıl yetiştirileceği bizim için bir soru işareti. Özellikle de konu sadece "Enerji Verimliliği Danışmanlığı" şirketleri ve bir kaç mühendislik disiplininin tekeline bırakılmış iken. Bu konudaki düzenlemenin sistem işlerlik kazandıkça gözden geçirileceğine inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Bakan, 2011 senesi içerisinde 100 adet seçilmiş kamu binasının, bir tanesi de Bayındırlık Bakanlığı'nın kendi binası olmak üzere, enerji sınıfının iyileştirilmesi konusunda bir proje yürüteceklerini de açıkladı. Bu konuda bir önerimiz olacak: Bu binaların bir kısmı ile ilgili enerji kimlik belgesine uygunluğun ötesinde de hedefler belirlenmeli ve birer yarışma ile bu alanlarda projeler geliştirilmesi hedeflenmeli. Örneğin simgesel önemi olan bazı binaların yenilenen ve değer katılan cepheleri ile hem enerji tasarrufu yapmaları, hem de değerlerini arttırmaları mümkün olacaktır. Bir ya da bir kaç bina için "0" emisyon gibi hedefler dahi belirlenebilir ve bu hedefe ulaşmak için yapılan denemelerin örnek olması sağlanabilir. Sanıyoruz konu geliştikçe mimarlık camiası da Arkitera vb. sektörel iletişim kanalları aracılığı ile konuyla ilgili düşüncesinin dikkate alınmasını talep edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrendiğimiz başka bir konu ise Bayındırlık Bakanlığı'nın yeni bir hizmet binası projesi yürütmekte olduğu ve bu binanın yüksek verimlilikte, yenilenebilir enerji teknolojilerini kullanan, örnek bir bina olacağı. Bu noktada "Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği"nin 20.000 mkare üzerindeki binalarda yenilenebilir kaynakların kullanımını zorunlu kıldığını hatırlatmak isteriz, bu maddenin uygulanması konusunda Bayındırlık Bakanlığı kararlı gözüküyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-7489164126320344907?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/7489164126320344907/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=7489164126320344907&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7489164126320344907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7489164126320344907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/12/ilk-enerji-kimlik-belgesi-verildi.html' title='İlk Enerji Kimlik Belgesi Verildi!'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-8072846756089485652</id><published>2010-12-09T01:24:00.000+02:00</published><updated>2010-12-09T01:24:21.702+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='binalarda güneş enerjisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lisanssız elektrik üretimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BIPV'/><title type='text'>Siz de Elektrik Üreticisi Olabilirsiniz!</title><content type='html'>Eğer tüzel bir kişilik iseniz, evet, siz de elektrik üretip ihtiyacınızdan fazlasını dağıtım şirketinize satabilirsiniz... Eğer gerçek bir kişi olarak bu işi yapmaya niyetlenirseniz, üzgünüz, kimse sizden fazla elektriğinizi satın almayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 Aralık Cuma günü Resmi Gazete'de "Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimi" başlıklı bir yönetmelik yayınlandı. Yasa gereği lisans alması gerekmeyen 500 kW altı elektrik üretim tesislerinin şebeke bağlantılarının nasıl yapılacağını düzenliyor bu Yönetmelik. Detaylara girmeden özetlemek gerekirse bir gerçek ya da tüzel kişi kendi ihtiyacını karşılamak için kuracağı toplam 500 kW gücündeki yenilenebilir enerji ya da kojenerasyon tesisleri için ayrı bir şirket kurmak ve lisans almak durumunda değil. Bu yatırımcının bir tüzel kişi olması durumunda toplam üretilen elektrikten toplam tüketimin çıkartılması ile hesaplanan net fazla değer de dağıtım şirketi tarafından tamamen (iletim kayıpları düşüldükten sonra) satın alınmak zorunda. Elektrik üretiminin yenilenebilir kaynaklar ile yapılması durumunda "Yenilenebilir Enerji Yasa"sının belirlediği fiyat satın alma fiyatı olarak tespit edilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun anlamı nedir? Fabrikanızın ya da deponuzun çatısına bir güneş enerjisi tesisi kurabilirsiniz. Ya da turizm tesisiniz adına bir arazi kiralayıp güneş, rüzgar ya da jeotermal kaynaklardan enerji üretimi yapabilirsiniz. Bu tesislerde üretilen elektrik, her bir fatura okuma döneminde toplam tüketiminizden düşülecek yani bir şekilde elektrik tasarrufu yapmış olacaksınız. Bunun için anlık ölçüm yapan çift yönlü sayaçlar kullanılacak yani elektriğin daha pahalı olduğu gündüz saatlerinde üretilen, örneğin güneşten elde edilen, elektrik size daha büyük bir tasarruf sağlıyor olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stratejinizi biraz farklı belirleyip toplam tüketiminizin üzerinde elektrik üretecek bir yatırım yapmayı da tercih edebilirsiniz. Düşük enerji tüketimli bir binanız olduğunu varsayalım. Ya da varsayım yapmak yerine gerçek bir örnekten hareket edelim. Fransa'nın "pozitif enerji"li ilk güneş enerjisi projesinin tamamlandığına dair bir haber var elimizde. Yılda 75.000 kWh tüketen bir fabrikada 1500 mkarelik bir alana kurulan fotovoltaik sistemin senede 228.000 kWh üretmesi bekleniyor, 153.000 kWhlik fazla enerji şebekeye beslenebilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yatırımı biraz dikkatli inceleyelim: Güney Fransa'da, senede 228.000 kWh enerji üretecek bir güneş enerjisi yatırımın muhtemel kurulu gücü kaba bir tahminle 190 kW civarındadır. 190 kW'lık bir tesisin uluslararası piyasa fiyatları ile maliyeti 700.000 Euro civarında olacaktır. Yatırımın Fransa'da değil de Türkiye'de yapılmış olduğunu varsayarsak getirileri şu şekilde olacaktır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 153.000 kWh 10-15 Eurocent arası olacağını beklediğimiz bir destekleme fiyatı ile dağıtım şirketine satılacak: 15.300 Euro - 22.950 Euro senelik getiri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 75.000 kWh elektrik tasarrufu gündüz saatlerinde sağlanacak -&amp;gt; Yaklaşık 18.750 TL = 9.600 Euro&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplamda 24.900 Euro ile 32.550 Euro arası senelik getirisi olan bir proje, bu rakamlarla 21 ile 28 sene arasında bir geri dönüş sağlayacaktır. Fransa'dan daha elverişli bir konumda (Türkiye'de) kurulan benzer bir tesisin %20 ilave üretim sağlayacağını varsaysak bile süre 17 ila 22 sene arasında gerçekleşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sürenin finansal bir beklenti ile yapılan bir yatırım için riskli ve uzun olduğu açıkça ortada. Süreyi 10 sene civarına indirmek Türkiye'de binalara entegre güneş enerjisi yatırımlarının ve buna paralel olarak teknoloji geliştirmenin önünü açacaktır, enerji tasarrufuna ve güneşin kullanımına büyük katkı sağlayacaktır. Bu nedenle Fransa'da olduğu gibi binaya entegre yatırımlar için farklı bir tarife olması gerekmektedir. Fransa'nın şu andaki destekleme tarifesi 50 Eurocent/kWh'dir, Türkiye'de buna yaklaşılamayacağını çok iyi biliyoruz ancak binalarda enerji tasarrufunu desteklemek adına Yenilenebilir Enerji Yasası'nda lisanssız sistemler için özel bir düzenleme yapılabileceğine inanıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-8072846756089485652?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/8072846756089485652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=8072846756089485652&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8072846756089485652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8072846756089485652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/12/siz-de-elektrik-ureticisi-olabilirsiniz.html' title='Siz de Elektrik Üreticisi Olabilirsiniz!'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-8924435039633785922</id><published>2010-11-12T21:02:00.003+02:00</published><updated>2010-11-12T21:32:29.293+02:00</updated><title type='text'>Fotovoltaik Paneller ile Elektrik Üretimi Neden ve Nasıl Desteklenmeli?</title><content type='html'>Yeşil Bina dergisinin Ekim 2010 sayısında binalarda fotovoltaik sistemlerin desteklenmesi konusunda öneriler içeren bir makalemiz yayınlandı. Yenilenebilir enerji kanun tasarısının tekrar meclis gündemine geldiği bugünlerde, fotovoltaik sistemler ile binalar arasında ilişki kuran bu yazıya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mimtarch.com/docs/2010-10_pvbuildings.pdf"&gt;http://www.mimtarch.com/docs/2010-10_pvbuildings.pdf&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-8924435039633785922?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/8924435039633785922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=8924435039633785922&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8924435039633785922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8924435039633785922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/11/fotovoltaik-paneller-ile-elektrik.html' title='Fotovoltaik Paneller ile Elektrik Üretimi Neden ve Nasıl Desteklenmeli?'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-5771111128251031032</id><published>2010-11-05T17:20:00.002+02:00</published><updated>2010-11-05T18:20:40.121+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güneş enerjisi'/><title type='text'>Yenilenebilir Enerji Yasa Tasarısı Görüşülürken</title><content type='html'>Haziran ayında T.B.M.Meclis'i gündeminden aniden geri çekilen YEK (Yenilenebilir Enerji Kanunu) Değişiklik Tasarısı 04 Kasım 2010 Perşembe günü görüşülmeye başlanmış. Görüşme tutanaklarına ulaşmak için &lt;a href="http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/Tutanak_B_SD.birlesim_baslangic?P4=20767&amp;amp;P5=H&amp;amp;PAGE1=13&amp;amp;PAGE2=13"&gt;T.B.M.M. web sayfasındaki bağlantıyı&lt;/a&gt; kullanabilirsiniz, yasa ile ilgili görüşmeler 13. sayfadan 37. sayfaya kadar sürüyor. Görüşmeler 09 Kasım 2010 Salı günü devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis Enerji Komisyonu ile Hükümet arasında Yenilenebilir Enerji destekleme fiyatları ve yerli üretimin desteklenmesi konularında görüş aykırılıkları olduğu görülüyor. Komisyon üyeleri, üzerinde anlaştıkları destek fiyatlarının önergelerle Hükümet tarafından aşağıya çekileceğini öngörüyorlar. İlgi alanımız olan "güneş enerjisi"nden örnek vermek gerekirse Komisyon'un önerisi 15 Eurocent/kWh destekleme fiyatı iken, Hükümetin önerisinin 10 Eurocent/kWh olacağı bekleniyor, ki bunu daha önce de yazmıştık. 15 Eurocent dahi yatırımcılar ve sanayiciler tarafından düşük bulunurken 10 Eurocent ile nasıl yatırım yapılabileceğinin cevabını ise Hükümet adına konuşan Bakan Yıldız , AB ve ABD kökenli iki firmanın kendilerine tekliflerinin bu yönde olduğunu ifade ederek cevap veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi firmalar olduklarını bilmiyoruz bu iki firmanın. Bu fiyatlarla bir yatırım yapılabilir mi? Elbette yapılır, yüksek sermaye gücüne sahip, yatırımın teknik ve siyasi risklerini karşılayabilecek kadar güçlü bir ya da iki firma 60-65 milyon dolar yatırımla Türkiye'de birer güneş enerjisi santraline sahip olabilirler. Yurtdışından paneller, invertörler ve kablolar gelir, kar da yurtdışına gider. Ama Bakan Yıldız'ın vurguladığı gibi: "Tamam, yani, Allah'ın güneşi bizim ülkemizde her zaman var ama buradan elde edilecek getirilere kime gidecek. Bizim ülkemizin insanına gidecekse hep beraber bunu yapmamız lazım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fiyatlarla yapılacak bir yatırım güneş enerjisi tesislerini Türkiye'nin her yerine yaymaz. Bu fiyatlarla yapılacak bir yatırım istihdam yaratmaz. Bu fiyatlarla yapılacak yatırım Türkiye'de güneş enerjisi konusunda teknoloji geliştirmeyi de üretimi de  desteklemez. Bu fiyatlarla yapılacak yatırım enerji üretiminin demokratikleşmesini desteklemez aksine Türkiye'nin güneşini bir kaç küresel şirketin tekeli altına sokar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TBMM Enerji Komisyonu'nda tüm partilerin temsilcilerinin uzlaştıkları ve tekliflerinin arkasında durdukları görülüyor. Hükümetin de bu iradeye saygı göstermesi ve yasa tasarısını geriye götüren önergelerle çıkacak kanunu işlemez hale getirmemesi beklentimizdir. Sadece "ucuz elektrik" üretmek kaygısı ile alınan kararlar nedeniyle dere tipi HESlerde gelinen durum ortada iken, 2005'den beri desteklenen rüzgar enerjisinden elektrik üretimi konusunda beklenen kapasitelere ulaşılamamış iken Yenilenebilir Enerji Kanunu'nu bir kez daha kadük hale getirmeye Hükümet'in hakkı yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-5771111128251031032?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/5771111128251031032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=5771111128251031032&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5771111128251031032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5771111128251031032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/11/yenilenebilir-enerji-yasa-tasars.html' title='Yenilenebilir Enerji Yasa Tasarısı Görüşülürken'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-3261786157070272889</id><published>2010-10-16T16:25:00.002+03:00</published><updated>2010-10-16T16:30:23.435+03:00</updated><title type='text'>Bir Enerji Demokratının Hayatı: Hermann Scheer</title><content type='html'>Yenilenebilir enerji teknolojisi ve kullanımı konusunda önde gelen ülkelerden biri olan Almanya’da bu işin arkasında olan en önemli isim sosyal demokrat milletvekili Hermann Scheer 66 yaşında vefat etti. Yenilenebilir enerjinin ülkemiz ve dünya için anlamını kavramak için Scheer’in hayatı ve düşünceleri yol gösterici niteliğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Scheer, öncelikle yenilenebilir enerji kaynakları konusunda bir uzman ve öncüydü. EUROSOLAR, World Council for Renewable Energy ve International Renewable Energy Agency (IRENA) gibi uluslararası kuruluşların oluşmasında çok önemli bir rolü vardı. 1980 senesinden bu yana milletvekili olduğu Alman parlamentosunda yenilenebilir enerjilerinin desteklenmesi ve toplumda yaygınlaşması için kendini angaje etti ve bugün dünyanın yaklaşık 50 ülkesinde benzer şekillerde uygulanan Alman “Yenilenebilir Enerjiler için Elektrik Geri Besleme” yasasının çıkmasını sağladı. Bu yasa, herkesin yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üreterek şebekeye vermesini ve bunun karşılığında kilowatt saat başına yaptığı yatırımın geri dönüş süresini makul bir seviyeye çekecek seviyede bir ödeme almasını mümkün kıldı. Bu şekilde sübvanse edilen fotovoltaik gibi teknolojilerde talep patlaması yaşandı ve ekipman üretim kapasitelerinin artması yoluyla yatırım maliyetleri önemli ölçüde azaldılar. Yasanın, Scheer’in de önem verdiği en önemli noktalarından biri, sadece büyük yatırımları değil, bir ev çatısına kurulacak ufak sistemler gibi kişiler tarafından yapılacak yatırımları da kapsamasıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Scheer için yenilenebilir enerji teknolojileri, dünyanın ihtiyacı olan ekolojik dönüşümü gerçekleştirmek için önümüzde hazır duran araçlardı. Tüm siyaset hayatı boyunca, bu araçların toplum tarafından tanınması için uğraştı. Nükleer enerjiye karşı olmakla beraber hiçbir zaman Yeşiller Partisi altında siyaset yapmayı düşünmedi. Onun için yenilenebilir enerji teknolojileri, iki açıdan sosyal demokrat düşünceye uygundular. Birincisi, yenilenebilir enerjilerin merkezi olmayan üretim modeli sayesinde yerel katma değerin ortaya çıkması ve insanların enerji üretimi konusunda daha fazla kontrole sahip olabilmeleri idi. İkincisi, fosil yakıtlara olan bağlılığımızın üçüncü dünya ülkelerini köleleştirdiğini düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temelde ekolojik dönüşüm için gerekli olan itici gücün toplumdan geleceğine inanan ve demokrasinin asıl sonucunun bu olması gerektiğine inanan biri olan Scheer, tüm dünyayı düşük enerji tüketimli evler ve bu evlere entegre yenilenebilir enerji teknolojilerinin tanıtımı için dolaştı. Hedefinde hep çiftçiler, küçük işletme sahipleri, mimarlar gibi yakın çevrelerinde değişime yol açabilecek insanlar vardı. Siyasi hayatında ise yaptığı mücadele o kadar başarılı oldu ki, bugün senelik cirosu 10 milyar Euro, yaklaşık 60,000 kişinin istihdam edildiği ve Almanya’nın en önemli ihracat kalemlerinden biri olan fotovoltaik sektörü varlığını ona borçlu olduğunu açıkça ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenilenebilir enerjiler Türkiye’de de güncel bir konu. İlk adımların atıldığı 2005 senesinden bu yana, devletin bu konuya nasıl bir yaklaşım sergileyeceği merakla bekleniyor. Bugüne kadar Türkiye’de 1.2 GW kapasiteye sahip rüzgar santrali kuruldu, ancak güneş enerjisinin elektrik üretiminde kullanımı konusunda bir devlet politikası veya siyasi parti programı yok. Bunlar dışındaki yenilenebilir enerji kaynakları olan jeotermal ve biyokütle konusunda ise cüzi miktarlarda üretim yapılıyor. Hidroelektrik enerji ise, temelde yenilenebilir olmakla beraber, birçok çevresel problem içerdiği için ekolojik dönüşüm konusunda soru işaretleri içeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknolojik ve bürokratik soru işaretlerinin arkasında, aslında Türkiye’de hiç tartışılmayan konu, yenilenebilir enerjinin toplum ve demokrasi ile olan bağı. Hermann Scheer’in hayatı da, dünyanın en demokratik ülkelerinden birinde bile, ancak kişisel mücadele ve inancın toplumu harekete geçirebildiğini ve enerji siyasetinde değişime yol açabildiğini gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Yenilenebilir enerji üzerine Scheer’in yazdığı aşağıdaki kitaplardan düşünceleri konusunda daha fazla bilgi alınabilir:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.amazon.com/Solar-Manifesto-Hermann-Scheer/dp/1902916514/ref=sr_1_6?ie=UTF8&amp;qid=1287226927&amp;sr=8-6"&gt;A Solar Manifesto, Hermann Scheer&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.amazon.com/Solar-Economy-Renewable-Energy-Sustainable/dp/1844070751/ref=sr_1_3?ie=UTF8&amp;qid=1287226927&amp;sr=8-3"&gt;The Solar Economy: Renewable Energy for a Sustainable Global Future&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.amazon.com/Energy-Autonomy-Economic-Technological-Renewable/dp/1844073556/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;qid=1287226927&amp;sr=8-1"&gt;Energy Autonomy: The Economic, Social and Technological Case for Renewable Energy&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-3261786157070272889?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/3261786157070272889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=3261786157070272889&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3261786157070272889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3261786157070272889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/10/bir-enerji-demokratnn-hayat-hermann.html' title='Bir Enerji Demokratının Hayatı: Hermann Scheer'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-8926208528868131009</id><published>2010-10-07T02:52:00.001+03:00</published><updated>2010-10-16T16:35:57.528+03:00</updated><title type='text'>Ne oluyor? Ne yapıyoruz?</title><content type='html'>Habere rast gelmiş olabilirsiniz, Obama yönetimi Beyaz Saray'ın çatısına güneş panelleri yerleştirmeye karar vermiş, hem elektrik, hem de sıcak su elde etmek üzere. "350 Kampanyası" düzenleyicileri bir süredir sivil toplum baskısı kuruyorlardı Beyaz Saray üzerinde, işe yaramış gözüküyor, Obama, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı için zaten verdiği yasal ve parasal desteğe somut da bir mesaj eklemiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Amerika'da başka gelişmeler de var güneş enerjisi alanında. Kanada'da, Ontario eyaletinde dünyanın en büyük fotovoltaik enerji tesisi 4.650 dönüm arazi üzerinde (karşılaştırma için Atatürk Havalimanı arazisinin 11.800 dönüm olduğunu söyleyebiliriz) faaliyete geçti. Toplam 80 MW (megawatt) kurulu gücünde. Bu noktaya dikkat edelim, 80 MW kurulu güç şu anda Karadeniz derelerinde inşa edilmek istenen dere tipi HESlerin çoğunun güçlerinin kat kat üzerinde bir gücü ifade ediyor, örneğin Kastamonu Loç Vadisi'nde köylülerin yapımını engellemeye çalıştıkları HES'in 4 katı gücünde... HES'in kurak dönemlerde çalışamayacağı da düşünülürse enerji üretim miktarları arasındaki farkın daha da fazla olmasını beklemek hayal değil... Hiç bir tahribata yol açmayan bir güneş enerjisi tesisi ile karşılaştırdığınızda, ondan dört kat daha az güçlü ama 7 km.'lik, 4000 nüfus barındıran doğa harikası bir vadiyi yok etmesinden korkulan bir HES projesini yenilenebilir enerji kaynağı olarak kabul etmemiz nasıl bekleniyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"En temiz enerji tasarruf edilendir"... Bayındırlık Bakanlığı, "Bina Enerji Kimlik Belge"lerinin verilmesini sağlayacak olan BEP-TR yazılımının hazırlıklarını sürdürüyor. Sistem tam olarak işlerlik kazandığında yeni binaların da, mevcut binaların da enerji performansları birbirleri ile karşılaştırılabilir şekilde belgelenmiş olacak. Yazılımın dayandığı algoritma ile halihazırda analizi yapılmış olan iki bina var Türkiye'de: Başbakanlık binası ve Bayındırlık Bakanlığı binası. Her ikisinin de durumu pek parlak değil, "E" sınıfı oldukları ortaya çıkmış. Binaların çok eski binalar olmaları nedeniyle mazur görülebilir bir durum belki ama Türkiye'nin geri kalanına örnek teşkil etmesi gereken kurumların binalarında iyileştirme programları olup olmadığını da merak ediyoruz. Örneğin Başbakanlık binasına, Beyaz Saray'da olduğu gibi bir güneş enerjisi sistemi kurulmasını önersek, nasıl bir cevap alırız acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet, her fırsatta güneş enerjisini çok da fazla ciddiye almadığını gösteriyor. Teşvik tarifelerinin bir türlü çıkartılmaması bir yana, tarifeler ile ilgili olarak telaffuz edilen rakamların da (10-12 Eurocent/kWh) dünyadaki örneklerine göre düşüklüğü bu yaklaşımın işaretleri. O nedenle herhalde Başbakanlık binasının enerjisinin bir kısmını güneş enerjisinden elde ettiğini görmemiz için uzun süre beklememiz gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de süreci hızlandırmak her zaman olduğu gibi sivil toplumun elinde. 10 Ekim Pazar günü iklim değişikliğine karşı küresel aktivizm günü. "350 Kampanyası" şemsiyesi altında biraya gelen aktivistler, dünyanın bir çok yerinde çeşitli eylemlerle iklim değişikliği politikaları konusunda dikkat çekmeye çalışacaklar. Türkiye'de de eylemler var, &lt;a href="http://www.350.org/"&gt;350 kampanyası&lt;/a&gt; sitesinden ya da &lt;a href="http://www.350hemensimdi.org/"&gt;http://www.350hemensimdi.org/&lt;/a&gt; adresinden siz de sesinizi başkaları ile birlikte duyurmak isteyebilirsiniz. Olur da giderseniz, belki "Başbakanlık'ta güneş enerjisi" istediğinizi de birilerine söylemek fırsatı ele geçirirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-8926208528868131009?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/8926208528868131009/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=8926208528868131009&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8926208528868131009'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8926208528868131009'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/10/ne-oluyor-ne-yapyoruz.html' title='Ne oluyor? Ne yapıyoruz?'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-7862420870936302931</id><published>2010-09-27T23:01:00.002+03:00</published><updated>2010-09-27T23:29:15.339+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='elektrikli otomobil'/><title type='text'>Elektrikli Otomobiller Çözüm mü?</title><content type='html'>Sürdürülebilir yaşamın ve sürdürülebilir şehirciliğin yeni bir boyutu olarak lanse edilen elektrikli otomobiller, son zamanlarda basın ve yayın kuruluşlarında sıklıkla yer buluyorlar. Kavram kargaşası ve konunun tam olarak anlaşılmaması nedeniyle, elektrikli otomobillerin iklim değişikliği ve fosil yakıtların tükenmesi dertlerine deva olabilecekleri sanılıyor. Böyle bir senaryonun hangi şartlar altında gerçekleşebileceğinden ise pek bahsedilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorsunuz Renault Türkiye elektrikli otomobil üretimine başlayacağını açıkladı, bundan kısa bir süre sonra da İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile bir protokol imzalandı. Protokolle ilgili çıkan haberlerde şu cümleler kullanılıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Renault Türkiye arasında, İstanbul'un altyapısının, karbondioksit salınımı çok düşük doğa dostu elektrikli otomobile 2011 yılına kadar hazır hale getirilmesi için işbirliği protokolü imzalandı.” (Cumhuriyet, 19.07.2010)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“(Oyak Renault Fabrikaları Genel Müdür Tarık) Tunalıoğlu da, karbon salınımı sıfır olan elektrik motorlu otomobiller üretmeyi ve herkesin kullanımına sunmayı hedeflediklerini...” (Cumhuriyet, 19.07.2010)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öteki taraftan Renault'un Fransız patronu Patrick Pelata, Almanya gibi bir ülkede elektrik otomobillerin geniş anlamda kullanımının CO2 salımının azaltılması açısından hiçbir faydası olmadığını ve bu nedenle bu ülkede elektrik otomobil satmayacaklarını açıkladı (WirtschaftsWoche, 20.09.2010). Bunun nedeni, ülkedeki elektrik üretiminin %60'ının kömür ve doğalgaz kaynaklı olması. Merkezi elektrik santrallerinde bu kaynaklardan üretilen elektriğin iletim sürecindeki kaybı da göz önüne alındığında, benzin veya dizel yerine elektrik kullanmanın CO2 salımlarına herhangi bir faydası olmuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşılık Danimarka'da elektrik üretiminin çoğu rüzgar ve biyokütleden gerçekleştirildiği için, fosil yakıtla çalışan otomobillerden elektrikli otomobillere geçilmesi durumunda CO2 salımlarının neredeyse sıfırlanması söz konusu (bkz. grafik). Fransa'da da elektriğin büyük bir kısmı nükleer santraller ve barajlardan üretiliyor, yine elektrikli otomobiller CO2 salımlarında düşüş sağlıyorlar (bkz. grafik). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası elektrikli otomobiller söz konusu olduğunda motor ve pil verimliliklerinin yanında elektrik enerjisinin kaynağının da göz önüne alınması gerekiyor. Almanya'da elektrikli otomobillerin kilometre başına salacakları şebeke elektriği kaynaklı 132 gr. CO2, modern bir dizel otomobilin salımından daha fazla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya'ya benzer bir şekilde elektrik üretiminin çoğunluğunu kömür ve doğalgaz kaynaklarından gerçekleştiren Türkiye'deki durumun da bu şekilde incelenmesi gerekiyor. Eğer otomobil şarj istasyonlarına iletilecek elektriğin üretiminde Almanya kadar fazla CO2 salımı gerçekleşiyorsa, yollara elektrikli otomobillerin çıkması aslında ülkemizin CO2 salımlarında düşüşe değil, artışa sebeb olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi, Türkiye'nin CO2 salımlarını azaltma konusunda bir hedefi var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/TKD4UmHxxPI/AAAAAAAAAGc/ygW-m_2yLNk/s1600/e-oto.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 450px; height: 298px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/TKD4UmHxxPI/AAAAAAAAAGc/ygW-m_2yLNk/s400/e-oto.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521686175870469362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-7862420870936302931?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/7862420870936302931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=7862420870936302931&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7862420870936302931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7862420870936302931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/09/elektrikli-otomobiller-cozum-mu.html' title='Elektrikli Otomobiller Çözüm mü?'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/TKD4UmHxxPI/AAAAAAAAAGc/ygW-m_2yLNk/s72-c/e-oto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-875533736343636978</id><published>2010-09-06T20:30:00.004+03:00</published><updated>2010-09-06T21:43:24.813+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bina enerji performansı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotovoltaik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bina enerji modellemesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günışığı simülsayonu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='enerji simülasyonu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CFD'/><title type='text'>Yeşil Bina Tasarımında Bilgisayar Kullanımı</title><content type='html'>Yeşil binaların yayılması ve mimarlar için önemli bir konu haline gelmeleri ile birlikte (aslında "tekrar" dememiz lazım, çünkü 1970'lerde de önemli bir konu haline gelmişlerdi), ortaya çıkan yeni tasarım araçları olan yazılımları da tanımamız önemli. Bu yazılımların mimarların kullanmaya alışık oldukları eski yazılımlardan farkları, sadece verilen kararları kağıt üzerine dökmeye yardımcı olmuyorlar (ör. CAD), bu kararların verilmesinde de çok önemli bir destek sağlıyorlar. Yapı tasarımı konusunda çoğu inovasyonun ortaya çıktığı ABD'de bu yazılımlar artık çoğu yapının mimari projelendirme aşamalarında gerek mimarın kendisi olsun, gerek danışman firmalar tarafından olsun sıklıkla kullanılıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil bina tasarımında böyle bir ihtiyacın doğmasının en büyük sebebi, yeşil binaların bulundukları mikro ve makro iklim ile ilişkilerinin önemi. Tasarım konusunda verilen çeşitli kararların bina performansına nasıl bir etkide bulunacakları, ancak yapı davranışının simülasyonu ile ortaya çıkarılabiliyor. Bu simülasyonlar da, saatlik hava sıcaklığı, güneş pozisyonu, rüzgar hızı gibi veriler kullanarak bina performansını uzun bir dönem içerisinde (ör. yıllık olarak) hesaplıyorlar. Bu hesapların kağıt üzerinde yapılmaları imkansız, bu nedenle bilgisayarların hesaplama gücünden faydalanmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu, yine performansları mikro ve makro iklim şartlarına bağlı olan yenilenebilir enerji sistemleri ile karşılaştırabiliriz. Bir kömür santralinin yıllık enerji üretim miktarını hesaplamak son derece basit iken (jeneratör kapasitelerini çalışma süresi ile çarparak), bir güneş santralinin yıllık enerji miktarını hesaplamak ancak simülasyon ile mümkün olabiliyor, çünkü iklim şartları her zaman değişken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bina performansında hangi özellikler simülasyon konusu oluyorlar? Bunların önde geleni, binaların enerji performansı. Hem iklim şartlarına bağlı olduğu, hem de çok fazla parametrenin etkileşimine açık olan bina enerji performansı, hassas ve doğru bir şekilde ancak enerji simülasyonları yoluyla hesaplanabiliyor. Bunun için genellikle izlenen metodoloji, yazılımda binanın bir modelinin yaratılarak enerji tüketimine etkisi olan tüm sistemlerin bu modele dahil edilmeleri ile başlıyor. Tasarım sürecinin neresinde bulunulduğuna bağlı olarak modelin detayı değişebiliyor, özellikle erken safhalarda daha basit modeller ile daha genel kararların alınmasına destek verilebiliyor. Model, binanın bulunduğu konuma ait iklim verilerinin kullanılmasıya simüle ediliyor ve senelik enerji tüketimi (veya ihtiyacı) ortaya çıkıyor. Modelin detayına göre burada o kadar çok hesap yapılıyor ki, modern bir masaüstü bilgisayarda bile büyük bir binanın simülasyonu saatlerce sürebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bina mekanik sistemlerinin tasarımında da yeşil binalar söz konusu olduğunda simülasyon yazılımlarının kullanılması doğru kararlar verilmesini sağlıyor. Mekanik sistemlerin çok önemli bir konu oldukları ve yukarıda bahsedilen genel bina enerji simülasyonlarının yanında, bu sistemlerin ihtiyaçları minimum enerji gereksinimi ile karşıladıklarının teyid edilmesinde kullanılan CFD (computational fluid dynamics) simülasyonları da çok önemli. Örneğin bir havalandırma sisteminin bir mekana nasıl hizmet ettiği detaylı bir şekilde CFD simülasyonları ile ortaya çıkarılabiliyor. Aynı şekilde, CFD simülasyonları ile bina içerisinde ve dışarındaki ısı kazanç ve kayıplarının analizi mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir simülasyon konusu binalarda günışığı kullanımı. Bu konu, hem elektrik aydınlatma ihtiyacını azalttığı, hem de çalışanların üretkenliklerini arttırdığı için önemli. Ancak günışığı kullanımının basit formülleri yok, kullanılacak stratejiler binadan binaya konum ve oryantasyona bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Burada en önemli konu, uzun bir dönem içerisinde günışığı kullanımı stratejisinin analizi edilebilmesi. Bunun için geliştirilmiş bir metrik olan "Daylight Autonomy", yani "Günışığı Otonomisi", belli bir mekanda bir sene boyunca günışığından faydalanmanın ne kadar olduğunu ölçüyor. Bir senelik bir süre, güneşin gökyüzündeki hareketinin mevsimler arasında değişiklik göstermesi nedeniyle önemli. Bu metriğin ölçümü de, güneşin gün içerisindeki ve mevsimler hareketini mikro iklim dataları ile birleştiren simülasyon yoluyla mümkün. Mimar, burada verdiği tasarım kararlarını simülasyon ile test ederek, "Günışığı Otonomisi" değerinin hedeflenen bir değerin üzerinde kaldığından emin olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günışığı hesapları için kullanılan simülasyon yazılımları, aynı zamanda elektrikli aydınlatma armatürlerinin seçiminde de kullanılabiliyor. Bu yazılımlar, binanın tüm ışık yansıtan ve geçiren yüzeylerinde ışık kaynaklarından gelen ışınların yansıma, emilme ve kırılmalarını simüle ederek armatürlerin ihtiyaç duyulan aydınlatma seviyelerini yakalayıp yakalamadıklarını teyid etmekte kullanılıyorlar. Bu yazılımlar ayrıca iç mekanların ve mobilyaların yüzey renk ve özelliklerine karar verilmesinde de destek oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, binalarda yenilenebilir enerji sistemlerin kullanılması konusundaki kararların verilmesinde de bilgisayar yazılımlarının çok büyük bir rolü var. Örneğin mimar, binanın cephesine ve çatısına entegre etmeyi planladığı güneş panellerinin senelik elektrik üretimi konusunda simülasyon yoluyla bilgileniyor ve en doğru kararı verebiliyor. Hatta binanın mimarisinin bu yenilenebilir enerji sistemlerinin optimum üretim yapabileceği şekilde geliştirilmesi artık sıklıkla görülen bir yaklaşım (ör. bina çatı formunun güneş enerjisi kullanımını maksimize edecek şekilde tasarlanması).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsi geçen bu simülasyonlara yönelik yapı tasarım sektörü için paket programlar geliştirilmiş durumda. Ancak çoğu programın doğru kullanımı uzmanlık ve deneyim, aynı zamanda tarafsız bir yaklaşım gerektiriyor. Bunun için de ABD, İngiltere, Japonya, Almanya gibi ülkelerde sadece bu hesaplamaları yapan mühendislik danışmanlık büroları bulunuyor. Mimar olarak tasarımınızı, bu bürolarla diyalog halinde geliştirmeniz ve verdiğiniz kararların binanın sürdürülebilirliği üzerindeki etkileri konusunda sürekli bilgi sahibi olmanız mümkün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-875533736343636978?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/875533736343636978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=875533736343636978&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/875533736343636978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/875533736343636978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/09/yesil-bina-tasarmnda-bilgisayar-kullanm.html' title='Yeşil Bina Tasarımında Bilgisayar Kullanımı'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-5767089574193886346</id><published>2010-07-15T14:35:00.003+03:00</published><updated>2010-07-15T14:40:47.355+03:00</updated><title type='text'>Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ve Yeni Bina Tasarımı</title><content type='html'>B2B Medya tarafından sürdürülebilir yapı teknolojileri konusunda yeni bir sektörel dergi yayınlanmaya başladı. &lt;a href="http://yesilbinadergisi.com/"&gt;"YeşilBina"&lt;/a&gt; dergisinin ilk sayısında, yürürlükte olan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği'nin yeni bina tasarım sürecine getirdikleri konusunda düşüncelerimizi ve önerilerimizi içeren bir yazı yayınlandı. Öncelikle mimarlar olmak üzere bina tasarımında yer alan herkesin faydalancağını düşündüğümüz bu yazıya aşağıdaki link'ten ulaşabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mimtarch.com/docs/2010-06_bep.pdf"&gt;http://www.mimtarch.com/docs/2010-06_bep.pdf&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-5767089574193886346?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/5767089574193886346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=5767089574193886346&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5767089574193886346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5767089574193886346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/07/binalarda-enerji-performans-yonetmeligi.html' title='Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ve Yeni Bina Tasarımı'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-5840420263900297838</id><published>2010-06-30T11:36:00.000+03:00</published><updated>2010-06-30T11:36:01.795+03:00</updated><title type='text'>Enerji Kimlik Belgeleri 5 Ay Ertelendi</title><content type='html'>Bayındırlık Bakanlığı'nın açıklamasına göre 1 Temmuz'da başlaması hedeflenen "binalara enerji kimlik belgesi" düzenlenmesi uygulamasının başlaması 1 Ocak 2011'e ertelenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekçe şu şekilde ifade ediliyor: "Enerji kimlik belgesi için ‘Binalarda Enerji Performansı Hesaplama Yöntemi ve Ulusal Yazılım Programı' oluşturuldu. Ancak, oldukça önemli olan bu aşamanın hatasız işlemesi, çıkan aksaklık ve eksikliklere göre ulusal yazılım programının ilgili sektörlerle birlikte geliştirilmesi, kamuoyuna sunulması, yerel yönetimler, sektördeki ilgili kurum ve kuruluşlarla irtibatın sağlanmasıyla eğitim verilmesi ve uygulama sırasında yerel yönetimlerdeki birikmeleri önlemek için yönetmeliğin uygulama tarihi olan 1 Temmuz 2010'da değişiklik yapılması zarureti doğmuştur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklamanın tamamı için &lt;a href="http://www.bayindirlik.gov.tr/turkce/haberduyurudetay.php?ID=342"&gt;Bayındırlık Bakanlığı Web Sitesine&lt;/a&gt; göz atılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-5840420263900297838?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/5840420263900297838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=5840420263900297838&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5840420263900297838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5840420263900297838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/06/enerji-kimlik-belgeleri-5-ay-ertelendi.html' title='Enerji Kimlik Belgeleri 5 Ay Ertelendi'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-4869003095138175079</id><published>2010-06-22T00:45:00.003+03:00</published><updated>2010-06-22T01:28:21.904+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ASHRAE 189.1'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil bina sertifikalandırma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bina enerji performansı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='LEED'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bina enerji modellemesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ASHRAE 90.1'/><title type='text'>Yeni Bir Yeşil Bina Standardı</title><content type='html'>Uzun bir aradan sonra yaz aylarının azalttığı iş yükü ile birlikte blog'daki yazılarımıza devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LEED yeşil bina değerlendirme sistemini yakından tanıyanlar bilirler, değerlendirilen binanın enerji performansı ile ilgili olan kriter esasında ASHRAE (Amerikan Isıtma Soğutma İklimlendirme Mühendisleri Derneği) tarafından yayınlanan ASHRAE 90.1 standardını referans gösterir. Burada LEED sistemini yayınlayan USGBC (Amerikan Yeşil Bina Konseyi), zaten hali hazırda oturmuş bir enerji performansı değerlendirme yöntemini kullanmayı tercih etmiştir ve zaten aksini yapması Amerika'yı yeniden keşfetmek olarak nitelendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LEED kapsamında kullanıldığında binanın enerji modellemesinin yapılmasını da gerektiren ASHRAE 90.1 standardı, aslında ABD'de yasal niteliği olan bir standarttır, yani yapı ruhsat süreçlerinde uygulanabilecek bir dil ile yazılmıştır ve birçok eyaletin imar kanunlarında sekonder yasa olarak geçmektedir. Bu açıdan Türkiye'de Bayındırlık Bakanlığı tarafından yayınlanan Binalarda Enerji Performansı yönetmeliği ile karşılaştırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 Ocak 2010 tarihinde ASHRAE bir adım daha öne gitti ve USBGC ile işbirliği yaparak 189.1 standardını yayınladı. Standardın Türkçe ismi "Yüksek Performanslı Yeşil Binalar için Yönetmelik." Üç senelik sancılı bir süreç sonrasında ortaya çıkan standart çok eleştiri almasına ve gereksiz olarak nitelenmesine rağmen aslında çok önemli bir işlevi yerine getiriyor. Yine yasal niteliği olan bu standart ile artık Amerikan imar yasalarında yeşil binalara bir tanım getirilmiş ve minimum gereksinimler ortaya konulmuş oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASHRAE 189.1, aslında ilk bakışta LEED değerlendirme sistemine benziyor. Başlıklar neredeyse LEED-New Construction dokümanlarındaki başlıklar ile aynı. Burada USGBC tarafından ne kadar geniş bir katkı yapıldığı anlaşılıyor. Ancak bu standardı LEED'e veya diğer yeşil bina değerlendirme sistemlerine bir alternatif olarak görmek yanlış. Nitekim bu inşaat sektörü tarafından gönüllü olarak yaratılan ve puanlandırmaya (yani seçeneklere) dayalı bir sistem değil, yeşil binalar için minimum gereksinimleri tarif eden bir standart. Yani esasında bu standardın büyük bir bölümü, LEED sisteminde bulunan "Prerequisite", yani olmazsa olmaz kriterlere benzer şartlardan oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bakıldığında ASHRAE 189.1 standardı, LEED sisteminde bulunan ve proje takımının tercihine bırakılan opsiyonları, uyulması gereken yasal zorunluluklar olarak yapı ruhsatlandırma sürecine dahil ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Standardın enerji performansı konusunda en dikkat çeken yönleri şunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bina enerji modellemesinin saatlik bazda yapılarak bina enerji performansının standartın gerektirdiği "baseline" duruma göre ne kadar iyi olduğunun gösterilmesi fırsatının tasarımcılara verilmesi,&lt;br /&gt;- ASHRAE 90.1 standardının aksine enerji performansının değerlendirilmesinde sadece parasal değerlerin (şebekeye ödenen yıllık elektrik bedeli gibi) kullanılması yerine enerji kaynaklarının CO2 salımlarının ve bina elektrik talebindeki pik değerlerin de göz önüne alınması,&lt;br /&gt;- Öncüsü olan ASHRAE 90.1 standardına göre daha yüksek enerji performansı şartları getirmesi ve sonuçta binalarda %10 ila %30 arasında daha fazla enerji tasarrufunu sağlaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Standardın önsözünde de bahsedildiği gibi, ASHRAE 189.1, International Code Council tarafından geliştirilen ve tüm yeşil bina standartlarının omurgası olmaya aday IgCC'nin (Uluslarası Yeşil İnşaat Yönetmeliği) uygulanabilir bir versiyonu. Yani International Code Council standartları ile gayrimenkul geliştirme faaliyetinde bulunan bir kuruluş, kolaylıkla inşaat şartnamesine ASHRAE 189.1'i dahil ederek gayrimenkulun sürdürülebilir bir bina olmasını sağlıyabiliyor.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Yeşil yapı değerlendirme sistemlerinin standartlaştırılmaları, USGBC gibi kurumların tekelinden çıkarılmaları ve yasal olarak uygulamaya sokulmaları istenen birşey. Ancak bu sayede bu sistemler geniş bir uygulama alanı bulabilirler. USGBC gibi kurumlar da bu dönüşümü destekleyerek, sertifikalandırma gibi konularda kontrol kaybetme pahasına gerçekten yeşil yapı sektörünün gelişmesini sağlıyorlar. Zaten sertifikalandırma konusunda koydukları hedef en kısa zamanda bağımsız sertifikalandırıcı kuruluşlar tarafından ortak standartlar kullanılarak yeşil binaların sertifikalandırılmaları. Bu dönüşümün başlamış olduğunu bu senenin başından beri çalıştığımız projelerimizde görebiliyoruz, nitekim başvuru dokümanlarının değerlendirilmeleri artık USGBC veya kardeş kuruluşu GBCI tarafından değil, akredite edilmiş bağımsız kuruluşlar tarafından gerçekleştiriliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-4869003095138175079?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/4869003095138175079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=4869003095138175079&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/4869003095138175079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/4869003095138175079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/06/yeni-bir-yesil-bina-standard.html' title='Yeni Bir Yeşil Bina Standardı'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-7288464411681459195</id><published>2010-04-15T00:17:00.001+03:00</published><updated>2010-04-15T00:28:35.197+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil bina'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil binanın maliyeti'/><title type='text'>Yeşil Binanın Maliyeti</title><content type='html'>Yapı Endüstri Merkezi'nin düzenleyicisi olduğu Eco Build 2010 Konferansı'nda dinleyici olarak izlediğim bir panelde, yatırımcı açısından "yeşil bina" inşa etmenin maliyeti üzerine kısa bir tartışma oldu. Türkiye'deki iki alışveriş merkezi yatırımının sürdürülebilirlik özelliklerini BREEAM sertifikası ile belgelendirmiş olan Redevco'nun temsilcisi İlker Aydın Bey, her iki bina için de yeşil bina olmanın getirdiği ilave maliyetin üç milyon Euro civarında olduğunu ve Türkiye şartlarında bu yatırımın kendilerine bir geri dönüşü olmadığını ifade etti. Diğer iki panelistimiz de (Varyap'tan Sayın Erdinç Varlıbaş ve Altensis'ten Sayın Berkay Somalı) yeşil bina üretmenin maliyetleri konusunda dinleyecilerin kafalarındaki soru işaretlerini açıklığa kavuşturamadılar. Panele ayrılmış olan sürenin aşılmış olması dolayısıyla dinleyicilere soru sorma zamanı kalmasa da Sayın Cemil Esen, İlker Bey'in telaffuz ettiği rakamların binalarında kullandıkları trijenerasyon sisteminin maliyeti olduğunu, yeşil bina yapmanın maliyetinin ise sadece "soft cost"lardan yani proje, sertifika başvurusu ve danışmanlık maliyetlerinden oluştuğunu ifade etme fırsatını buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Esen'in ne anlatmak istediğini anlasam da kendisi ile hemfikir olmadığımı ifade etmek istiyorum ama öncelikle Redevco'nun harcamasına açıklık getirelim. Trijenerasyon sistemleri, basitçe ifade etmek gerekirse, enerji tüketimi yoğun olan binalarda (otel, hastane, AVM gibi) doğalgaz kullanarak ısı elde etmek ve bunu ısıtma, soğutma ve elektrik enerjisi elde etmek amaçlı kullanan sistemlerdir. Gazdan elde edilen ısının çok büyük kısmını kullanılabilir enerjiye çevirebildiği ve iletim kayıpları en aza indiği için yüksek verimli sistemlerdir. Yenilenebilir bir enerji kaynağı sayılmazlar (enerji kaynağı olarak güneş enerjisi kullanılmadığı sürece), binada yapılacak tasarrufun önemini de azaltmazlar ama karbon salımlarını ve enerji maliyetlerini belirli bir oranda azaltan sistemlerdir. Böyle bir yatırımın geri dönüşü olmamasının imkanı yoktur, atık ısıdan elde edilen "bedava" enerji yatırımın geri dönüşünü sağlayacaktır. Eğer bir trijenerasyon sistemi binanın sürdürülebilirlik özelliklerinden bir tanesi ise "yeşil bina" yapmanın Tükiye'de geri dönüşü olmadığını iddia etmek söz konusu olmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Esen'in ifadesine geri dönersem, bir binanın "yeşil bina" olarak inşa edilebilmesi için tasarım prensiplerinin doğru konulmuş, detaylarının doğru çözülmüş ve doğru malzemeler kullanılmış olması yeterli olacaktır, katılıyorum, bunlar bina inşa etme maliyetinin bileşenleridir, "yeşil bina" inşa etmenin getirdiği özel maliyetler değildir. Ancak yapı tasarımının bir tavizler silsilesi olduğunun unutulmaması gereğini de hatırlatmak istiyorum. Tasarımcının/üreticinin eldeki kıt kaynakları gözardı etmek hakkı olamaz. Kaynakların kıtlığıdır her yatırımcıya bir binaya başlamadan önce ilk olarak metrekaresinin kaç TL'ye mal olacağını sorduran ve buna göre bir yapı standardı belirleten. Türkiye'de de, dünyada da alışılagelmiş yapı standartlarının henüz "yeşil yapıları" kapsamadıkları düşünülürse "yeşil yapı" yapmanın ilave maliyet getirmeyeceği söylemi yatırımcının aradığı cevap olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir örnek vereyim: Türkiye'de bir binanın aydınlatma için en fazla ne kadar enerji kullanması gerektiğine dair bir düzenleme yoktur. Aydınlatma tasarımcılarının hedefi mekanın yeteri kadar aydınlatılmasıdır, en az enerji ile yeteri kadar aydınlatılması değildir. Hem yeterli aydınlık sağlamak, hem de kullanılan enerjiyi azaltmak piyasa ortalamasına göre daha verimli armatürler, daha karmaşık kontrol sistemleri ve belki de LED gibi yenilikçi teknolojiler gerektirecektir. Bunları kullanmanın da bina üretim sürecine yüklediği ilave bir maliyet olacaktır. Bu maliyet bina kullanımında belki de tasarruf edilen enerji ile çok hızlı bir şekilde geri alınabilecektir. Ama yatırımcı, kendisi kullanıcı olmadığı sürece bu tasarrufun dışındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir örnek: Paslanmaz çelik en sürdürülebilir malzemelerden bir tanesidir. Üretimi geri dönüşüme dayanır, ömrünün sonunda kayıpsız geri dönüşür, bakım maliyetleri minimumdur, VOC kaynağı boyalar ile boyanması gerekmez vs. Ama binalarımızı paslanmaz çelikten inşa edemiyoruz. Çünkü bu yapılabilir bir yatırım değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatırımcılar, "yeşil bina" yapmanın maliyetini merak etmekte çok haklılar. Bu maliyetin projelerin ihtiyaçlarına göre çok değişken olduğunu söyleyenler de haklılar. Ama yatırımcı, "yeşil bina" yapmanın kendisine bir ilk maliyeti olduğunu bilmeli ve bu maliyeti değerlenen yatırımı ile geri alacağını anlamalı. Bu maliyetin, kontrol altında olmadığını da düşünmemeli, LEED sisteminin içerdiği, daha önce bu günlükte bahsedilmiş olan "Enerji Modellemesi" aracı, verilen tasarım kararlarının enerji ekonomisi açısından ölçülebilir sonuçlarının gözlenebilmesine imkan verecek çok önemli bir araç olarak sürdürülebilir bina tasarımcılarının/proje yöneticilerinin ellerinde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-7288464411681459195?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/7288464411681459195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=7288464411681459195&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7288464411681459195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7288464411681459195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/04/yesil-binann-maliyeti.html' title='Yeşil Binanın Maliyeti'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-5461319395447530175</id><published>2010-03-22T23:32:00.001+02:00</published><updated>2010-03-22T23:42:46.217+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Plastiki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okyanuslar'/><title type='text'>Plastiki</title><content type='html'>Plastik şişelerden inşa edilmiş bir tekne yola çıktı 3 gün önce San Fransisco'dan. 12.500 adet plastik şişe kullanılarak inşa edilmiş bir gövde ve geri dönüştürülmüş PET'den imal edilmiş bir yelkeni var... Denizin, rüzgarın, güneşin ve gerekirse insanın gücünü kullanarak elektrik üretebiliyor, hidroponik bir dik bahçede mürettebatının ihtiyacı olan yeşillikleri yetiştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plastiki'nin amacı, plastik çöpleri ile kirlenen okyanuslara dikkat çekmek. Kullandığımız tüm plastik şişeler bir teknede yeniden kullanım yeri bulacak ya da bir yelkene dönüştürülecek kadar şanslı olmuyorlar, büyük kısmı su yollarına atılıyor ve denizlerde birikiyor. Pasifik Okyanusu'nda Teksas eyaleti büyüklüğünde bir plastik çöplüğü oluştuğu biliniyor. Plastiki, seyahatinin başlarında bu bölgeden geçecek ve daha sonra mercan kayalıklarını ve batma tehlikesi ile karşı karşıya olan ada ülkelerini ziyaret ederek yolcuğuna 100 gün sonunda Avustralya'da son verecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekibin başında David de Rotschild var, kendisi Rotschild ailesinin bir ferdi. 1960lı yıllarda balsadan yapılmış, Kon Tiki isimli sal ile Güney Amerika'dan Polinezya'ya seyahat ederek bunun bir göç rotası olduğunu kanıtlamış olan Thor Heyerdahl'in torunu Olav Heyerdahl, kaptan Jo Royle ve yardımcısı David Thomson, National Geographic adına seyahati izleyen Max Jourdan ve filmci Vern Moen de çekirdek ekibin diğer üyeleri. Rota üzerindeki duraklarda Plastiki'ye başka ekip üyeleri de kısa sürelerle katılacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seyahatin amaçları ile paralel yönde hareket eden bazı lokantaların (çoğunlukla ABD'de), plastik şişe yerine müşterilerine cam şişelerde su sunmaya başladıklarını, hatta bazılarının şebeke suyundan içme suyu kalitesinde su üretecek cihazlara yaptıkları yatırımlarla şişe suyu taşımanın yarattığı karbon salımlarını da en azından kendileri için minimize etmeye çalıştıklarına da dikkatinizi çekelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plastiki'nin seyahatini &lt;a href="http://www.theplastiki.com/"&gt;www.theplastiki.com&lt;/a&gt; adresinden izleyebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-5461319395447530175?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/5461319395447530175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=5461319395447530175&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5461319395447530175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5461319395447530175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/03/plastiki.html' title='Plastiki'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-1111933967202278924</id><published>2010-03-16T20:34:00.005+02:00</published><updated>2010-03-16T20:50:36.278+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='enerji modellemesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='LEED'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BREEAM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ASHRAE 90.1'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eQuest'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='enerji verimliliği'/><title type='text'>Bina Tasarım ve İşletmesinde Enerji Modellemesi Kullanımı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/S5_Sds45wjI/AAAAAAAAAGE/f-GkjTFJNu4/s1600-h/results.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 277px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/S5_Sds45wjI/AAAAAAAAAGE/f-GkjTFJNu4/s400/results.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449305481849455154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki yazı BEST dergisinin gelecek sayısında yayınlanacak. Sürdürülebilir binalar ile yakından ilgili olduğu blog'umuzda da bulunmasını istedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bina sahiplerinin ve işletmecilerinin son senelerde karşılaştıkları enerji maliyetlerindeki sürekli artış, yapı sektörünü daha az enerji tüketen çözümler yaratmaya itmiştir. Aynı zamanda toplam enerji kaynaklarının %40'ının binalar tarafından tüketildiği gerçeği, fosil kaynaklı enerji tüketiminden ortaya çıkan çevresel problemlerin ve sera gazı salımlarının azaltılması için yapı sektörüne önemli bir sorumluluk yüklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binaların kullanım ömürlerinin uzunlukları da, yatırım sırasında alınacak enerji verimliliği önlemlerinin uzun vadeli ve yadsınamayacak boyutta etkilerinin olmasına yol açmaktadırlar. Bundan seneler sonra bugünün konvansiyonel enerji kaynaklarının maliyetlerinin katlanarak artmış olacakları riski, bu konvansiyonel kaynakları kullanarak işleyen bir binanın gelecekteki şartlar da göz önüne alınarak tasarlanmasını kaçınılmaz yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sebeplerle binalarda enerji verimliliği, ülkemizde de olmak üzere tüm dünyada en hızlı gelişen konulardan biri haline gelmiştir. Geçmişte sadece çevreci hassasiyetlere sahip mimarların eğildiği bu konu, bugün inşaat sektörünün tüm oyuncularının ana gündem maddesi haline gelmiş bulunmaktadır. Dünya çapında yeşil bina hareketinin gelişmesi ve LEED, BREEAM gibi sertifikalara sahip bina sayısının çok kısa bir sürede katlanarak artması bunun göstergelerinden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuz olan enerji modellemesi, 1970'lerde ortaya çıkan bir disiplindir ve son zamanlara kadar akademik camia dışında fazla yer bulmamıştır. Ancak binalarda enerji verimliliği konusunun gelişmesi ve enerji modellemesi yoluyla işletme maliyetlerinin önemli oranda azaltılabilir hale gelmesi, enerji modellemesini bina tasarım ve işletmesinde sıklıkla kullanılan bir araç haline getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca enerji modellemesi, bir binanın bilgisayar ortamında soyut bir modelinin yaratılması ve bilgisayarların hesaplama gücünden yararlanarak bu modelin çeşitli deneylere tabi tutulmasıdır. Enerji simülasyonu da diyebileceğimiz bu analizlerin esasen diğer mühendislik dallarında yapılan ve karmaşık bir sistem içerisinde bir veya birden fazla parametrenin değiştirilmesi ile sonuçların analizini sağlayan simülasyon çalışmalarından fazla bir farkı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binalarda enerji tüketimi; mekanik sistemler, elektrik sistemleri, bina kabuğunun özellikleri gibi önceden tahmin edilebilen alt sistemler ile atmosfer koşulları ve bina sakinlerinin davranışları gibi önceden tahmini zor olan olguların bir araya gelmesi ve karşılıklı etkileşimi sonucu meydana gelmektedir. Ortaya çıkan son derece karmaşık ve olasıklara dayalı sistemin güvenilir bir analizinin yapılması sadece simülasyon yoluyla olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin bir ofis binasının senelik enerji tüketimi konusunda bir fikir elde etmek için hazır mühendislik denklemleri mevcut değildir. Sistemleri ayrı ayrı incelemek de iyi bir sonuç vermeyecektir çünkü sistemler arasındaki etkileşimlerin mutlaka dikkate alınması gerekmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir parantez açarak enerji modellemesinin bina enerji tüketimlerinin bire bir tahmini için değil, bina performanslarının farklı alternatifler arasında karşılaştırılması için kullanımının yaygın olduğunu berlitmek gerekir. Tüm enerji modellemesi çalışmaları, ne kadar detaylı yapılırsa yapılsınlar, varsayımlar içerirler. Bu varsayımların gerçek hayatta öncede tahmin edilemez farklar göstermeleri (ör. kış aylarının sert geçmesi veya çalışanların bazılarının odalarındaki termostatları çok yüksek seviyelere ayarlamaları) normaldir ve bu sebeple enerji modellemesinin sonucunda kesin enerji tüketim bilgileri beklemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yerine bina performansının gerçek veya teorik diğer binalarla karşılaştırılmaları şu sorulara cevap verilebilmesini sağlamaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Avam proje safhasında farklı alternatiflerin arasından hangisinin en yüksek enerji verimliliğine sahip olduğunun belirlenmesi (özellikle bina yerleşiminin ve yöneliminin seçiminde),&lt;br /&gt;- Tasarım ve proje safhasında alınan mimari kararların ve malzeme ile ekipman seçiminin bina enerji performansı üzerindeki etkilerinin belirlenmesi,&lt;br /&gt;- Binada kullanılacak farklı mekanik sistemlerin ve enerji kaynaklarının, bina ömrü süresince nasıl bir ekonomik performans göstereceklerinin karşılaştırılmalı olarak belirlenmesi (“lifecycle costing”),&lt;br /&gt;- Varolan bir binada alınacak enerji verimliliği önlemlerinin kazançlarının ne olacağı (önlemin alınmamış olduğu duruma göre karşılaştırılmalı) ve geri dönüş süresinin hesaplanması,&lt;br /&gt;- LEED veya BREEAM gibi yeşil bina sertifikalandırma sistemleri ile TS825 gibi yasal standartlara uyumun gösterilmesi,&lt;br /&gt;- Bina ve işletmelerin karbon ayakizlerinin belirlenmesi ve “benchmark”lar ile karşılaştırılması,&lt;br /&gt;- Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının bina enerji kullanım ve yük profiline nasıl bir etkisinin olacağının belirlenmesi,&lt;br /&gt;- İnşaat malzemelerinin sürdürülebilirliğe olan katkılarının belirlenmesi (ör. farklı ısı izolasyon ürünlerinin standard tipolojiye sahip bir bina bazında karşılaştırılmaları). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, özellikle gelişmiş ülkelerde, mal sahibinin tasarlanan bir yapının referans bir yapıya göre ne kadar iyi enerji performans göstermesi gerektiğini proje şartnamelerinde belirtmeleri uygulaması yerleşmiştir. Enerji modellemesi, bu noktada tasarlanan binanın ve referans binanın enerji performanslarının belirlenmesinde ve karşılaştırılmasında kullanılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün ABD'de yeni yapılan binalarda enerji performansının henüz avan proje aşamasında belirlenmesi ve bundan sonraki tüm proje ve inşaat süreçlerinin bu performansı yakalayacak şekilde sürdürülmesi gerekmektedir. Bu genellikle, binaların enerji performansları konusunda minimum değerler belirleyen ASHRAE 90.1 standardı referans alınarak yapılmaktadır. Bir örnek ile anlatmamız gerekirse, mal sahibinin binanın ASHRAE 90.1 standardında belirlenen referans binaya göre %25 daha az enerji harcaması kriterini daha projenin başında koyduğunu varsayalım. Tasarım ekibi bu projeyi geliştirirken, enerji analistleri binanın enerji modelini geliştirirler. İlk aşamalarda çoğunlukla varsayımlara dayalı olarak gelişen bu analiz, hem tasarlanan bina, hem de ASHRAE 90.1 referans binası olmak üzere iki model üzerinden süregelir. Proje aşamasında, her iki model de tasarlanan binanın yapı, form ve konum özelliklerine sahiptir, ancak referans bina ASHRAE 90.1 standardında verilen minimum kabuk özelliklerine (duvar, pencere ve çatı ısı izolasyon değerleri, pencere günışığı gölgeleme performansları, vs.) ve elektromekanik sistem verimliliklerine sahiptir.  ASHRAE 90.1 standardı aynı zamanda referans binada kullanılacak iklimlendirme ve havalandırma sistemlerini detaylı olarak açıklamaktadır; burada tasarım ekibi bu referans binadan %25 daha az enerji tüketen bir tasarıma ulaşmakla sorumludurlar. Tasarım ekibinin bunu gerçekleştirmek için önünde çok sayıda olasılık vardır, örneğin düşük ısıl iletkenliğe sahip pencere camlarının seçilmesi, yaz aylarında soğutma yüklerinin azaltılması için çeşitli otomatik veya manuel gölgelendirici yapı elemanlarından faydalanılması, ısıtma ve soğutmada yenilenebilir enerji kaynakları veya ısı pompası gibi yüksek verimliliğe sahip mekanik ekipmanların kullanılması, bina konumlandırılmasında pasif önlemlerin alınması gibi. Enerji analisti, tasarım ekibine her bir olasılığın tasarlanan binada nasıl bir enerji performansı iyileşmesine yol açabileceğini enerji modellemesi yoluyla söyleyebilmektedir ve tasarım ekibinin karar verme süreçlerinde somut kriterler kullanabilmesini sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa ülkelerinde yine benzer bir yaklaşım kullanılmakta, ancak referans binalar özellikle kıta Avrupa'sında çok daha sınırlı şekilde tanımlanmaktadırlar. Amerikan yaklaşımında tasarım ekibinin aldığı kararlar referans binayı da etkilerken, Almanya gibi ülkelerde referans binaların enerji tüketim değerleri yasalarda mutlak değerler olarak verilmektedirler (örneğin belli bir kat sayısına sahip ve belli bir coğrafi bölgede bulunan bir ofis binasının ısıtma için kullandığı enerjinin senede maksimum 25 kWh/m2 olması gibi). Enerji modellemesi, tasarlanan binanın bu “benchmark” değerler ile karşılaştırılmasında kullanılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerji modellemesinin kullanımı bina tasarım ile sınırlı değildir. Binanın faaliyete geçmesinin ardından, yukarıda bahsettiğimiz kesin enerji tüketiminin hesaplanmasındaki hassasiyet eksikliği, enerji modellemesinin kalibrasyonu yoluyla aşılabilmektedir. Enerji modellemesi kalibrasyonu, binadaki tüm elektromekanik sistemlerin enerji tüketimlerinin, binanın çeşitli yerlerine dağılmış elektrik ve ısıl enerji sayaçları ile gerçekleştirilmektedir. Bu sayaçlar, örneğin bir sene boyunca tüm sistemlerin tek tek saatlik enerji tüketimlerini kaydetmektedirler (bina otomasyon sistemi bulunması durumunda bilgiler bu sistemde toplanmaktadırlar). Saatlik enerji tüketimleri, aynı bir senelik dönemdeki iklim bilgileri (dış hava sıcaklığı, güneş ışıması, rüzgar hızları) ile bir araya getirilerek, soyut enerji modellemesindeki ilişkiler daha hassas bir şekilde tanımlanabilmektedirler. Bu kalibrasyon, yine deneyimli enerji analistleri tarafından yerine getirilmektedir ve sonucunda varolan enerji modeli, hem beklenen enerji tasarrufunun yerine getirilip getirilmediğinin doğrulanmasında, hem de binanın gelecek operasyonel sürecinde verilecek kararların tam olarak ne gibi etkilerinin olacağının ortaya çıkarılmasında faydalı olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarafımızdan yapılan enerji modellemesi çalışmalarından birinde, İstanbul'da bulunan ve uluslarası bir firmaya ait mevcut bir binada yapılacak değişiklikler sonucunda senelik toplam enerji maliyetinde oluşacak yüzdelik azalmalar hesaplanmıştır. Toplam enerji maliyetinin simülasyonunda, bina iç ve dış aydınlatması, havalandırma ve egzoz fanları, yoğuşmalı kazan ve hava soğutmalı chiller ile beslenen iki borulu fan coil sistemi, su ve yangın pompalarının tüketimleri yanında, binada bulunan bilgisayarlar ve televizyon gibi tüketici elektroniği ürünleri ile bain marie, bulaşık makinesi, kahve makinesi gibi mutfak ekipmanlarının tüketimleri de dikkate alınmıştır. Yapılan farklı simülasyon çalışmaları ile, aşağıdaki enerji verimliliği önlemlerinin yıllık enerji tüketiminde % kaçlık azalmaya yol açacağı, hem her bir önlem için tek tek, hem de önlemlerin birlikte uygulanmaları durumları için hesaplanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çatı izolasyonun arttırılması,&lt;br /&gt;- “Low-E” düşük yayılım performansına sahip pencere camlarının takılması,&lt;br /&gt;- Mevcut iklimlendirme sisteminin ısı pompalı VRF sistemi ile desteklenmesi,&lt;br /&gt;- Tüm sistemlerin haftasonu ve geceleri otomatik olarak devreye sokularak bina içi sıcaklıkların 15 ºC'nin üzerinde tutulması,&lt;br /&gt;- Su pompalarının frekans kontrollü pompalar ile ve fan coil ünite vanalarının iki yollu vanalar ile değiştirilmeleri,&lt;br /&gt;- Tüm oda termostatlarının normalden bir derece düşük ısıtma ve bir derece yüksek soğutma değerlerine ayarlanması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu enerji modellemesi çalışması sonunda mal sahibi, hangi önlemleri uygulaması durumunda en kısa geri dönüş süresine sahip olacağı bilgisine kesin bir şekilde ulaşmış ve kararlarını verirken bu çalışmanın sonuçlarından faydalanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde enerji modellemesi yeni bir konu olmakla beraber, belli bir büyüklüğün üzerindeki projelerde uygulanma ihtiyacı, hem enerji performansına mal sahipleri tarafından verilen önem, hem de LEED veya BREEAM gibi yeşil bina sertifikasyon sistemlerinin gereksinimleri nedeniyle kendini göstermektedir. Buna karşılık, üniversitelerde veya meslek odalarında bu konuda herhangi bir mesleki eğitim verilmemektedir. Yapı sektörünün enerji tüketimini önemli derecede azaltmasına yol açabilecek bu konunun yapı sektörünün tüm oyuncuları tarafından yakından tanınmasının faydasının farkına varılması gerekmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-1111933967202278924?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/1111933967202278924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=1111933967202278924&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/1111933967202278924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/1111933967202278924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/03/bina-tasarm-ve-isletmesinde-enerji.html' title='Bina Tasarım ve İşletmesinde Enerji Modellemesi Kullanımı'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/S5_Sds45wjI/AAAAAAAAAGE/f-GkjTFJNu4/s72-c/results.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-450436432392071749</id><published>2010-02-28T21:52:00.000+02:00</published><updated>2010-02-28T21:52:25.853+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='LED Ampüller'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Verimli aydınlatma'/><title type='text'>Aydınlatmada Enerji Tasarrufu</title><content type='html'>Elektriğin yaklaşık %20'si aydınlatma amaçlı olarak kullanılıyor. Daha verimli aydınlatma teknolojileri ve aydınlatma elemanlarının kullanılması ile aydınlatmanın enerji yükününkayda değer oranlarda azaltılması mümkün gözüküyor. Yarı iletken aydınlatma, yani LED teknolojisi, bu konuda öncülüğü ele almaya aday.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki liste genel kullanımda olan ampül tiplerinin aydınlatma güçlerini gösteriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Akkor Flamanlı Ampüller: 10-20 Lümen/Watt&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Akkor Filamanlı Halojen Ampüller: 20-25 Lümen/Watt&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Floresan Ampüller - Tüp: 50-95 Lümen/Watt&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Floresan Ampüller - Kompakt: 45-80 Lümen/Watt&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yüksek Basınçlı Civa Buharlı Ampüller: 40-60 Lümen/Watt&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yüksek Basınçlı Sodyum Buharlı Ampüller: 70-120 Lümen/Watt&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Alçak Basınçlı Sodyum Buharlı Ampüller: 100-180 Lümen/Watt&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Metal Halide Ampüller: 80-90 Lümen/Watt&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&amp;nbsp;Geliştirilmekte olan LED Ampüller ise şu sıralarda ticari kullanıma hazır ürün olarak 200 Lümen/Watt seviyelerine ulaşmış durumdalar, güçlerinin giderek daha da artması bekleniyor. Ancak halihazırda piyasada olan LED ampüllerin/armatürlerin sağlayabildikleri ışık gücü çoklukla 50-100 Lümen/Watt aralığına toplanmış durumda. LED ampül piyasasının henüz tüketiciyi fiyat/performans açısından tatmin edecek, verimsiz ampüller yerine yaygınlıkla kullanılabilecek genel amaçlı nihai ürünlere ulaşmış olduğu söylenemez. Ancak, LEDli ürünlerin fiyatlarını değerlendirirken çok önemli bir noktayı unutmamak gerekli: Standart bir ampülün ömrü 1000 saat, bir floresanın ömrü en fazla 10.000 saat civarlarında beklenirken doğru üretilmiş bir LEDli üründe ömür 50.000 saat alt sınırından başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Listeden de anlaşılacağı gibi çoklukla ev ve ofis gibi alanlarda kullanılan &amp;nbsp;akkor filamanlı tungsten ve halojen ampüller verimlilik konusunda en zayıf olan ürünler, harcadıkları enerjinin %90'dan fazlasını ısı olarak etrafa yayıyorlar. Zaten bir çok ülke bunları kademeli olarak piyasadan çekmeye çalışıyor. Örneğin Avrupa Birliği Eylül 2009'da şeffaf olmayan tungsten filamanlı ampüllerin satışını yasakladı. Yasak kademeli olarak yaygınlaştırılıyor ve 2014'de halojenlerin piyasadan kaldırılmış olması hedefleniyor. ABD'de de benzer hedefler söz konusu ancak Avrupa Birliği kadar hızlı ilerleyen bir program yok. Ancak ABD'de EPA klasik akkor filamanlı 60 Watt'lık ampül ve PAR38 spot yerine kullanılacak verimli ampüller geliştirilmesi için bir yarışma açmış durumda, aydınlatma devi olan şirketler Ar-Ge çalışmalarını bu yöne odaklamış durumdalar. Örneğin Philips kompakt floresanlar üzerindeki tüm araştırmalarını sonlandırıp, Ar-Ge aktivitelerini sadece LEDli aydınlatma konusuna yönlendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kompakt floresanlar verimli ampüller olsalar da çok önemli üç dezavantajları var: Çok yüksek güçlere çıkamıyorlar, &amp;nbsp;ışık renkleri tasarımcı ve kullanıcılar tarafından her durumda tercih edilmiyor ve içerdikleri civa kırılmaları durumunda çevreye ve insanlara zarar verme potansiyeline sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük ya da yüksek basınçlı buharlı ampüller ağırlıklı olarak endüstriyel aydınlatma ve sokak aydınlatmasında kullanılıyor. &amp;nbsp;Bunların verimlerinin yüksek olması enerji verimliliği değerlendirmelerinde arka sıralara itildiklerini düşündürmesin sizi. Yüksek güçlü olmaları ve sayıca çok olmaları nedeniyle bunların yerine daha verimli olan LED'li aydınlatma çözümlerinin geliştirilmesi yerel yönetimler gibi büyük elektrik faturaları ödeyen kurumların ilgisini çekiyor ve destekliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LEED, enerji verimliliği konularında her zaman ASHRAE 90-1 standardını baz alıyor ve &amp;nbsp;bu standartta izin verilen değerlerden daha tasarruflu binalar yapılmasını hedefliyor. ASHRAE 90-1, aydınlatma konusunda aydınlatılan alanın fonksiyonuna ve yüzey alanına bağlı olarak izin verilecek en yüksek güçleri listeliyor. Örneğin genel bir ofis alanı için izin verilen maks. aydınlatma gücü 11 Watt/mkare ve buna balast kayıpları vb. de dahil. Yaptığımız bir kaç çalışmada incelediğimiz İstanbul ofislerinde ne yazık ki bu değerlerin çok üzerinde kalındığını tespit ettik. Türkiye'de toplam enerji tüketimini denetleyen bir standart olmadığı için armatürlerin verimi ya da planlamanın doğruluğu sadece müşterinin istediği aydınlatma seviyesinin sağlanıp sağlanmadığı ile ölçülüyor, bu kayıp enerji olarak bedel ödememize neden oluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-450436432392071749?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/450436432392071749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=450436432392071749&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/450436432392071749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/450436432392071749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/02/aydnlatmada-enerji-tasarrufu.html' title='Aydınlatmada Enerji Tasarrufu'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-3823698636579236228</id><published>2010-02-16T01:00:00.001+02:00</published><updated>2010-02-16T01:01:33.651+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vancouver'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşanabilir şehir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil şehir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sürdürülebilir şehir'/><title type='text'>Kış Olimpiyatları'nın Ev Sahibi Vancouver</title><content type='html'>LEED'in atıklar konusundaki yaklaşımına değineceğim ama güncel bir konuyu biraz öne almak istiyorum: Kış Olimpiyatları, daha doğrusu Kış Olimpiyatları'na ev sahipliği yapan Vancouver şehri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vancouver sıklıkla "dünyanın en yaşanabilir şehirleri" oylamalarında kendisine en üstlerde yer buluyor ama şehrin yöneticileri çok önemli bir noktanın farkındalar: Vancouver'da yaşayan her bir kentlinin ekolojik ayakizi sürdürülebilir seviyenin yaklaşık 4 kat üzerinde, yani dünyada yaşayan herkes Vancouver'daki gibi yaşasa 3 tane daha dünyaya ihtiyacımız olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmeye açık ve canlı, maddi olarak yaşanabilir ve ekolojik olarak sürdürülebilir bir şehir olmanın gelecek açısından gereğinin farkında olan Vancouver, kendisine yeni bir uzun vadeli hedef belirlemiş: "Dünyanın en yeşil şehri olmak". Bunun için de Belediye Başkanı Gregor Robertson'ın "En Yeşil Şehir Eylem Ekibi" bir rapor hazırlamış ve Vancouver'ın önüne, 2020'ye kadar ne kadarının gerçekleştirileceğinin de belirlendiği, 10 adet hedef koymuş. Bunlar sırasıyla şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yesil girişimin Mekke'si olmak: 2020'ye kadar 20.000 "Yeşil İş" yaratmak.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sera Gazları salımlarını azaltmak: 2020'ye kadar %33 azaltma hedefi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yeşil Bina tasarımı ve inşasında dünya lideri olmak: 2020'den itibaren tüm yeni binaların net "sıfır karbon" üreticisi olmalarının sağlanması, mevcut binalarda da 2020'ye kadar %20 enerji verimliliği artışı sağlanması.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yürüyüş, bisiklet ve topu taşımanın tercih edilir ulaşım modeli haline gelmesi: 2020'de tüm yolculukların %50'sinin yukarıdaki üç moddan birinde gerçekleşmesi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sıfır atık: 2020'ye kadar yakılan ya da depolanan adam başı katı atık miktarını %40 azaltmak.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yeşil alanlara erişim sağlamak: 2020'ye kadar tüm vatandaşların beş dakikalık yürüyüşle erişebilecekleri bir plaj, park ya da doğal alan yaratılması, 150.000 yeni ağaç dikilmesi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ekolojik ayak izinin azaltılması: Adam başı %33 azalma, 2022'ye dek.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;En temiz içme suyu:2020'ye dek uluısal ya da WHO standartlarına eş ya da üzerinde kalitede içme suyunun her zaman sağlanması, tüketimin %33 azaltılması.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;En temiz hava: 2020'ye dek ulusal standartlardan daha yüksek olan WHO standartlarına erişilmesi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şehir içinde tarımsal üretimde dünya lideri olmak: 2020'ye dek gıda kaynaklı karbon ayakizini %33 azaltmak.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Hedefleri gerçekleştirecek projeleri de başlatmış durumda Vancouver şehri, bunlardan bir kaç tanesi aşağıda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;"Eco-density" programı ile hizmetlerin ve yaşam alanlarının iç içe olduğu, nüfusun yoğunlaştırıldığı, çeşitli tip konutları barındıran mahalleler yaratarak, günlük işler için ulaşım ihtiyacını en aza indirmeyi hedefliyorlar. Yoğunluk artışını makul bir fiyat seviyesinde tutmak için de örneğin mevcut evlerin garaj yollarına küçük konutlar inşa etme ya da bodrumları kiralama izinleri veriyorlar.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şehir yönetimine ait kamu binalarının LEED Gold sertifikası sahibi olmaları zorunlu iken, imar durumlarnda değişiklik yapılmış olan özel mülkiyete ait binaların da 31 Temmuz 2010'dan itibaren LEED Gold sertifikası almaları zorunlu kılınıyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İmar mevzuatı yenilenebilir enerji sistemlerinin çatılara yerleştirilmesi, yeşil çatı yapılması, zorunlu otopark miktarlarının azaltılması, yüksek kalınlıkta izolasyon ve atıkların geri dönüşüm amaçlı depolanması nedeniyle kaybedilen alanların emsalden muaf olması gibi konuları kolaylaştıracak şekilde yeniden düzenleniyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ayrıca elektrikli araçları desteklemek adına otoparklarda, ev garajlarında elektrik çıkışları bulunması zorunlu kılınıyor.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İç mekanlarda ve dış mekanlarda kullanılan suyun azaltılması için Yerel Yönetim fiyatları sübvanse edilmiş "su tüketimi azaltıcı" takımlar ve özel imal edilmiş yağmur suyu toplama fıçıları satıyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;2006 yılında alınan bir kararla, Olimpiyatlara kadar 2010 adet gıda üreten şehir içi bahçe kurulması hedeflenmiş. 31 Aralık 2009 itibarıyla 2029 adet parsel bu şekilde geliştirilmiş.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemli projelerden bir tanesi ise Olimpiyat Köyü'nü de barındıran Southeast False Creek bölgesi dönüşüm projesi. Şehrin ağır-endüstri bölgelerinden bir tanesi olan bölgede ilk etapta Olimpiyat Köyü olarak kullanılacak binalar inşa ediliyor. 2006'da imar planının onaylanmasını takiben 2007-2009 seneleri arasında inşa edilen köyün "yeşil" özellikleri şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Binalar en az LEED Silver kriterlerine uygun inşa ediliyor, LEED Gold hedefleniyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Toplum merkezi ise LEED Platinum standartlarını hedefliyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yağmur suyu toplanarak tuvalet sifonlarında ve sulamada kullanılıyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Binalarda yeşil çatılar ve şehir içi tarlaları yaratılıyor, balkonlarda ürün yetiştirilebilecek köşeler ayrılıyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yürüyüş ve bisiklet yolları planlanıyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yapay bir ada ile deniz canlıları ve kanatlıların yaşayabilecekleri bir Habitat oluşturuluyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Isıtma enerjisi, kanalizasyon suyunun yüksek ısısından faydalanarak çalışacak doğalgaz destekli bir merkezi &amp;nbsp;ısı geri kazanım santralinden elde ediliyor.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Konu ile daha çok ilgilenenler için bağlantımız &lt;a href="http://vancouver.ca/olympicvillage/about.htm"&gt;bu adreste&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-3823698636579236228?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/3823698636579236228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=3823698636579236228&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3823698636579236228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3823698636579236228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/02/ks-olimpiyatlarnn-ev-sahibi-vancouver.html' title='Kış Olimpiyatları&apos;nın Ev Sahibi Vancouver'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-2236697130442640033</id><published>2010-02-02T00:43:00.001+02:00</published><updated>2010-02-02T00:54:06.958+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ambalaj atığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇEVKO'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='katı atık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geri dönüşüm'/><title type='text'>Ambalaj Atığı Çöp Değildir</title><content type='html'>Bir süredir günlüğe yazmaya vakit bulamadık, sonucu kimseyi tatmin etmeyen Kopenhag Toplantısı'ndan bahsetmek gerekliydi, başka konular da vardı, bunlara ilerleyen günlerde geri dönmeyi planlıyoruz.&lt;br /&gt;Yazdan bu yana evin balkonunda yarattığımız bir geri dönüşüm köşesinde cam, plastik ve kağıt ambalaj atıklarını ayrı ayrı topluyor ve zamanı geldikçe biraz da şans eseri keşfettiğimiz yakınımızdaki ayrıştırma kumbaralarına atıyoruz. Atık toplama sisteminin nasıl işlediği, neden sadece bazı ilçelerde kumbaralar olduğu gibi sorular ise aklımıza takılıyordu. İnşaatlarda da şantiyelerde biriken ambalaj atıklarının nasıl biriktirilmesi gerektiği de son zamanlarda karşımıza çıkan başka bir konuydu. TİSK'in 2008 Kasım ayında düzenlediği bir seminerin tebliğler kitapçığı sorularımızın cevaplarına giden yolu aydınlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evsel atıkları temel olarak dört kategoriye ayırmak mümkün: Organik atıklar, ambalaj atıkları, atık piller ve atık sıvı yağlar. Atık pilleri toplama yükümlülüğü pil sektörüne ait. Atık sıvı yağların atık su sistemlerini zorladığını, temiz suları kirlettiğini biliyoruz, bunları enerji kaynağı olarak kullanmak isteyen firmalar olduğunu da biliyoruz ama toplama sisteminin henüz işlerlik kazanmadığını da biliyoruz. Organik atıklar ise yemek artıkları vb.organik ve organik madde ile kontamine olmuş atıkladan oluşuyor ve belediyelerce toplanıyor. Bunlar dışındaki tıbbi ve endüstriyel atıkların sorumluluğu sektörleri ve Belediyeler arasında dağıtılmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambalaj atıklarını ise organik atıklardan kaynağında ayırmak çok önemli. Organik atıklar gibi bunları toplama yükümlülüğü de belediyelerde olsa da organik atık ile kirlenmiş ambalaj atıkları çoğu zaman geri dönüştürülemez nitelik kazanıyorlar, bu nedenle ambalaj taıklarını evsel atıklarla bir arada toplamak ve depolama alanında ayrıştırmaktansa kaynağında ayrıştırmak ekonomik ve ekolojik anlamda daha verimli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambalaj Atıkları Kontrolü Yönetmeliği 2005 senesinden beri yürürlükte. Bu yönetmelik ambalaj atıklarının toplanmasını yükümlülüğünü Belediyelere (Büyükşehirlerde ilçe belediyelerine) verirken, ambalaj atığı üreten tüm paydaşların da atıklarını bedelsiz olarak Belediyelere teslim etmesini şart koşuyor. Yönetmeliğe göre:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"apartman, site yönetimleri, okullar, üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları, hastaneler, oteller, lokantalar, büfeler, şehirlerarası otobüs terminalleri, havayolu terminalleri, demiryolu istasyonları, limanlar, sağlık kuruluşları, spor kompleksi, organize sanayi bölgeleri, sanayi siteleri, serbest bölge yönetimleri, marketler, satış noktaları, fabrikalar, iş ve alışveriş merkezleri, stadyumlar gibi ambalaj atığının oluştuğu benzeri yerlerde ilgili yönetimler, ambalaj atıklarını diğer atıklardan ayrı olarak biriktirmek ve bu Yönetmelikte tanımlanan toplama sistemine verilmek üzere hazır etmekle yükümlüdürler.”&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Sistemin yürürlüğe girmesi için öncelikle ilgili Belediye'nin atık yönetim planının Çevre Bakanlığı'nca onaylanması gerekiyor. Belediye, atık toplama ve ayrıştırma işini kendisi üstlenebileceği gibi Bakanlık tarafından lisanslanmış bir özel işletmeye de devredebiliyor. Planın onaylanması ile ambalaj atıklarının Belediye'ye teslimi yükümlülüğü de başlamış oluyor. Şu anda planları onaylanmmış olan belediyelerin sayısı 200'ün biraz üzerinde, toplam belediye sayısı ise 3500 civarında. Lisanslı kuruluş ya da Belediye'nin kendisi tarafından toplanan ve ayrıştırılan atıklar lisanslı geri dönüşüm tesislerinde işlenerek dönüştürülmüş malzeme ya da enerjiye çevriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/S2dVgPq6-6I/AAAAAAAAFO4/Akl2-XQxL2U/s1600-h/img4.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/S2dVgPq6-6I/AAAAAAAAFO4/Akl2-XQxL2U/s320/img4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Ambalaj üreticisi ve ambalaj atığı üreticisi kurumlar ambalaj atığı geri kazanım yükümlülüklerini Türkiye'de tek yetkilendirilmiş kuruluş olan ÇEVKO Vakfı'na da devredebiliyorlar, Vakıf bu kuruluşlar adına ambalaj atığının toplanmasını ve geri dönüşümünü sağlıyor, hem de Bakanlık nezdindeki raporlama işlemlerini gerçekleştiriyor. ÇEVKO Vakfı aracılığı ile geri dönüşüm yapan kuruluşlar Yeşil Nokta (Grüne Punkt) amblemini taşımaya da hak kazanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin &amp;nbsp;geri kazanım hedefleri 2010 senesi için tüm ambalaj gruplarında %37, 2012 için %40 ve 2020 için %60.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulamada ise çeşitli sorunlar var: Birincisi, ambalaj atıklarının bedelsiz olarak Belediyelere verilmesine sanayi kuruluşları karşı çıkıyorlar. Bedel karşılığında aldıkları bir malzemenin atığını satarlarken, hatta üretimde kullanabilecekken bunun ambalaj atığı sayılması ve bedelsiz olarak Belediye'ye ya da anlaştığı lisanslı kuruluşa devredilmesi bazı sanayicilerin tepkisini çekiyor. Bakanlık, bu tercihin gerekçesi olarak bu kurumların "kirleten öder" prensibi doğrultusunda ambalaj atığından vazgeçmelerini talep ettiğini ifade ediyor. İkinci sorun ise her bir Belediye'nin tek bir lisanslı kuruluşla anlaşması ve bu durumda sanayisi güçlü olan bölgelerde çok güçlü toplayıcılar ortaya çıkarken sanayisi zayıf olan bölgelerin sadece evlerden toplanacak atığa bağımlı zayıf toplayıcılarca toplanacak olması ve hizmetin gelişememesi riskinin ortaya çıkması. Bu durum Doğu/Güneydoğu Anadolu'da açıklıkla görülebiliyor. Lisanslı kuruluşların büyük kısmı Batı'da toplanmışken, Bakanlık &amp;nbsp;bu bölgede çalışan hurdacıları lisanslı kuruluş olmaya teşvik ettiğinde bunların sadece değerli atıklara (ör. alüminyum kutular) yoğunlaşmak istediklerini, lisanslı kuruluş olmanın getireceği diğer atıkları da toplama yükümlülüğün altına girmek istemediklerini gözlüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgilendirme ve eğitim uygulamanın diğer aksayan yönü. Kurumlar ve kişiler neden ambalaj atığını ayırmak zorunda olduklarını, yükümlülüklerini ve haklarını bilmedikleri için sistemin gelişimi çok yavaş oluyor. Örneğin, Yönetmelik 200 mkare &amp;nbsp;üzerindeki perakende satış noktalarının ambalaj atığı toplama istasyonları oluşturmalarını ve plastik poşet kullanımını en aza indirmek yönünde çalışmalar yapmalarını şart koşuyor ancak bu yöndeki uygulamalara sıklıkla rastlamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki yazımızda LEED'in geri dönüştürülmüş malzeme konusundaki yaklaşımını özetlemeye çalışacağız, o zamana dek Belediyenizin ambalaj atıkları konusundaki faaliyetlerini sorgulamak isteyebilirsiniz: &lt;a href="http://www.atikyonetimi.cevreorman.gov.tr/ambalaj/index.htm"&gt;Çevre Bakanlığı Web Sitesi'nde&lt;/a&gt; Ambalaj Atıkları Yönetim Planı başlığı altında Atık Yönetim Planları onaylanmış Belediyelerin bir listesi var, başlamak için iyi bir nokta olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-2236697130442640033?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/2236697130442640033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=2236697130442640033&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2236697130442640033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/2236697130442640033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2010/02/ambalaj-atg-cop-degildir.html' title='Ambalaj Atığı Çöp Değildir'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/S2dVgPq6-6I/AAAAAAAAFO4/Akl2-XQxL2U/s72-c/img4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-3608417481734966362</id><published>2009-12-17T00:48:00.002+02:00</published><updated>2009-12-17T00:53:27.723+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zero foot print'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='0 Karbon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil bina'/><title type='text'>Ayak İzi Bırakmayan Bina</title><content type='html'>Yeni binaları, düşük miktarda enerji tüketecek şekilde inşa etmek için gerekli yasal dayanağa (Enerji Performansı Yönetmeliği ve benzerleri), teknolojiye ve motivasyona (en basit şekliyle artan enerji maliyetleri) sahibiz. Ama elimizde heterojen bir bina stoku da var, küresel iklim değişikliğini kontrol altında tutabilmek mevcut bina stokunun sera gazı (ağırlıklı olarak karbon) salımlarını da azaltmayı zorunlu kılıyor. Stoğun büyüklüğü ve yenileme hızının düşüklüğü düşünüldüğünde acele edilmesi gerektiği açıklıkla anlaşılıyor olmalı. Bakan Taner Yıldız'ın geçen gün rastgeldiğimiz bir demecinde 2017 senesinden önce mevcut binalarla ilgili bir enerji performansı düzenlemesi yapılmasının hedeflenmediğini okumuştuk. Yanlış anlaşılmasın, Enerji Performansı Yönetmeliği ile "Enerji Kimlik Belgesi" mevcut binalar için de zorunlu kılınıyor ama bu binaların dönüşümünü zorlayacak herhangi bir şart mevcut değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, sadece Türkiye'nin problemi değil: Dünyanın başka yerlerinde de mevcut binaları "yeşertmenin" yolları aranıyor. Amerikalı bir milyonerin kurduğu &lt;a href="http://www.zerofootprint.net/"&gt;Zerofootprint&lt;/a&gt; firması ürettiği, kişisel ya da kurum bazlı sera gazı salımlarının takibini sağlayan, "karbon muhasebesi" yazılımlarını pazarlamanın yanısıra bazı sosyal girişimlerde de bulunuyor. Bunlardan bir tanesi "The ZeroPrize", bir milyon ABD Dolarlık bir ödül. Ödülü almaya hak kazanmanın şartı 1945-1990 tarihleri arasında inşa edilmiş, en az 150 hanelik/birimlik ya da 15.000 mkarelik yüksek bir binayı yenileyerek bir sene boyunca net olarak "0" (sıfır) enerji ve su tüketir ve "0" karbon salar hale getirmek. Binanın şebekelere bağlı olması ve elektrik ve suyu buradan kullanması yasak değil ancak kullandığı miktar kadarını geri koymakla yükümlü. Yarışma her zaman başvuruya açık, başvurudan sonra bina bir sene boyunca izlemeye alınıyor ve bir senelik izleme süresi sonunda "0" hedeflerini ilk sağlayan bina kazanıyor, sağlayamayan ise eleniyor ve diğer başvuran binaların sonuçları değerlendirilmeye devam ediliyor. Hedefin büyüklüğü göz korkutucu, yapılabilirliğine inanmış olanlar ise başvurular olduğuna göre var, yarışmanın&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.zerofootprint.net/communities/building-re-skinning-competition/"&gt;web sitesind&lt;/a&gt; bu binalarla ilgili bilgi bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir yarışma nasıl kazanılır? Öncelikle, gerekli şartları sağlayan bir bina ve sonuca inanmış ve yatırım yapmaya hazır bir müşteri bularak elbette. İşin teknolojik kısmı daha kolay olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi teknolojiler uygulanabilir diye düşünüyorum: Cephe mutlaka yeniden tasarlanacak, çok kalın ve tekniğe uygun bir yalıtım uygulanacak, hava sızdırmaz bir cephe yaratılacak. Belki de o cephe aynı zamanda fotovoltaik panellerden oluşacak ve bina için elektrik üretecek. Belki de güneş kırıcılarla binanın aşırı ısınmasını, otomatik panjurlarla aşırı soğuklarda camlardan ısı kaybını önleyecek. Binanın fonksiyonuna bağlı olarak belki de ısı geri kazanımlı oda tipi duvar fanları uygulanacak mekanların taze hava ihtiyaçlarını sağlamak için. Belki de güneş enerjisi ile çalışan absorpsiyon tipi bir chiller ile binanın merkezi sistemle soğutulması sağlanacak. Fosil yakıt kullanmadan ısıtmayı sağlayacak teknoloji sayısı çok fazla değil: Isı pompaları, yakıt hücreleri, bina çöpünden elde edilen biyoyakıtla hem ısı, hem de elektrik elde edebilecek kojenerasyon sistemleri akla gelen ilk seçenekler. Isınma ihtiyacını yalıtım ve diğer mimari detaylar ile en aza indirmek şart, güney cephelerde uygulanabilecek güneş duvarları gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydınlatma sistemlerini de en verimli şekilde planlamak gerekli: Gün ışığı sensörlü, karartılabilir, düşük enerji tüketimli armatürler kullanılacak, genel aydınlatma yerine nokta aydınlatmalar planlanacak. Kullanılacak ev ya da ofis cihazları da minimum tüketimli cihazlar olacak, belki de bir tür akıllı şebeke uygulaması ile bazı cihazların sadece üretilmiş fazla elektrik varken çalışmaları sağlanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var mı bu meydan okumayı kabul eden?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-3608417481734966362?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/3608417481734966362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=3608417481734966362&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3608417481734966362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3608417481734966362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/12/yeni-binalar-dusuk-miktarda-enerji.html' title='Ayak İzi Bırakmayan Bina'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-8574156699434606808</id><published>2009-12-07T23:20:00.002+02:00</published><updated>2009-12-08T00:00:27.716+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='COP15'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Extreme Ice Survey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği'/><title type='text'>Aralık 2009</title><content type='html'>Kopenhag İklim Zirvesi (COP15) bugün başladı... Dünya, adil ve çözüme odaklı kararlar bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de de Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği bugün itibarıyla yürürlüğe girdi. Yeni binalarda ısı yalıtımı ve enerji kimlik belgesi zorunlu hale geldi. Enerji kimlik belgesi ve dolayısıyla yalıtım da 2020'den önce mevcut binalar için de zorunlu hale gelecek. Artık 1000 mkare'nin üzerindeki binalarda merkezi ısıtma sistemleri zorunlu, kat kaloriferleri (kombiler) yasaklandı. Yine 1000 mkare üzerindeki projelerde yenilenebilir enerji sistemlerinin fizibilitelerinin değerlendirilmesi de zorunlu hale geldi, 20.000 mkare üzerinde ise kojenerasyon sistemlerinin fizibiliteleri yapılmak zorunda. Aydınlatma ile ilgili olarak da inşaat piyasasının üst düzey projelerde uygulamaya alışık olduğu sistemler ve konseptler, tüm binalar için zorunlu hale getirildi. Daha kapsamlı bilgi için yönetmeliği &lt;a href="http://www.alomaliye.com/2008/binalarda_enerji_performans.htm"&gt;bu&amp;nbsp;adreste&lt;/a&gt; inceleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmeliğin kritik noktalarından bir tanesi olan enerji kimlik belgesi ile ilgili hesapların nasıl yapılacağı henüz belli değil. Bununla ilgili bir bilgisayar programı hazırlatılmakta olduğunu &lt;a href="http://www.yapidergisi.com/"&gt;Yapı Dergisi&lt;/a&gt;'nin Aralık sayısının eki olarak yayınladığı Binalarda Enerji Verimliliği özel sayısında okuduk. Aynı sayıda bizim de binalarda güneş enerjisi'nden elektrik elde edilmesinin desteklenmesi konusunu tartıştığımız bir yazımız yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, Extreme Ice Survey ve kurucusu James Balog'un buzullara yerleştirilmiş fotoğraf makineleri ile uzun aralıklı ardışık çekimlerle çektikleri fotoğraflar dikkatimizi çekti. Bunların bir araya getirilmesi ile oluşturulan videolar buzulların yıllık hareketlerini ve ısınma nedeniyle nasıl geriye çekildiklerini gösteriyorlar. James Balog'un sunumu aşağıdaki video penceresinde izlenebilir, Extreme Ice Survey'in &lt;a href="http://www.extremeicesurvey.org/"&gt;web adresinde&lt;/a&gt; ise daha çok fotograf ve video bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="326" width="446"&gt;&lt;param name="movie" value="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true" /&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="bgColor" value="#ffffff"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="flashvars" value="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/JamesBalog_2009G-medium.flv&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/JamesBalog-2009G.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=432&amp;vh=240&amp;ap=0&amp;ti=628&amp;introDuration=16500&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=2000&amp;adKeys=talk=james_balog_time_lapse_proof_of_extreme_ice_loss;year=2009;theme=a_greener_future;theme=media_that_matters;theme=new_on_ted_com;theme=to_boldly_go;theme=speaking_at_tedglobal2009;event=TEDGlobal+2009;&amp;preAdTag=tconf.ted/embed;tile=1;sz=512x288;" /&gt;&lt;embed src="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf" pluginspace="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" bgColor="#ffffff" width="446" height="326" allowFullScreen="true" flashvars="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/JamesBalog_2009G-medium.flv&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/JamesBalog-2009G.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=432&amp;vh=240&amp;ap=0&amp;ti=628&amp;introDuration=16500&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=2000&amp;adKeys=talk=james_balog_time_lapse_proof_of_extreme_ice_loss;year=2009;theme=a_greener_future;theme=media_that_matters;theme=new_on_ted_com;theme=to_boldly_go;theme=speaking_at_tedglobal2009;event=TEDGlobal+2009;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-8574156699434606808?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/8574156699434606808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=8574156699434606808&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8574156699434606808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8574156699434606808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/12/kopenhag-iklim-zirvesi-cop15-bugun.html' title='Aralık 2009'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-3142647241780481958</id><published>2009-11-27T12:36:00.002+02:00</published><updated>2009-12-09T19:03:25.733+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Copenhagen Diagnosis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İklimgate'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IPCC'/><title type='text'>İklimgate</title><content type='html'>Kopenhag toplantıları (COP15) yaklaştıkça iklim değişikliği üzerine politika tartışmaları kızışırken, geçen hafta İngiltere'de bir skandal patladı: East Anglia Üniversitesi'nin bilgisayar sisteminden, iklim değişikliği araştırmaları konusunda çalışan bir grup bilimadamının kendi aralarında yaptıkları yazışmalar çalınmıştı. Yazışmalarda geçen bazı cümleler, "iklim değişikliği modellemeleri"ne kaynaklık eden verilerle oynandığının ve küresel kamuoyunun kandırılmakta olduğunun kanıtı olarak gazetelere yansıdı ve kamuoyunda bir tartışma başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kopenhag toplantıları öncesinde, &amp;nbsp;iklim değişikliği fenomeninin "büyük bir yalan" olduğunu kanıtlamak isteyen çıkar çevrelerinin karalama taktiklerine başvurmaları şaşılacak bir durum değil, çok da fazla önemsenmemesi gerektiğini düşünmüştük. Ama çevre konularına duyarlılığı ve doğruyu aramak konusundaki dikkati ile tanıdığımız Meral Tamer'in dahi bugünkü&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;ArticleID=1166860&amp;amp;AuthorID=55&amp;amp;Date=27.11.2009&amp;amp;ver=67"&gt;makalesinde&lt;/a&gt;&amp;nbsp;yukarıdaki tuzağa düşümüş olduğunu okuyunca konunun diğer tarafının savunmalarının yayılmasına aracılık etmemiz gerektiğine inandık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle East Anglia Üniversitesi İklim Araştırmaları Merkezi'nin öneminden bahsedelim: 2007'de yayınlanan IPCC AR4, İklim Değişikliği konusunda Birleşmiş Milletler'in en son yayınladığı resmi rapor. Raporun bir sonraki versiyonu IPCC AR5 2013'de yayınlanacak. IPCC AR4'de küresel ısınma sonucunda ortaya çıkacak olan iklim değişikliği olayları modeller yoluyla tahmin edilmeye çalışılıyor. East Anglia Üniversitesi'nin elindeki iklim verileri bu modellerde kullanılıyor, yani Birleşmiş Milletler'in resmi görüşünü bir bakıma East Anglia Üniversitesi'nin veri seti belirliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversite bilgisayarlarından çalınan yazışmalar 13 senelik bir döneme yayılıyor ve kişiler arasındaki özel yazışmalar. Yazışmalar&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.eastangliaemails.com/"&gt;bu&lt;/a&gt;&amp;nbsp;adreste okunabilir. Üniversite, yaptığı resmi açıklamada verinin kendi bilgisayarlarından çalındığını doğrularken, verinin miktarı nedeniyle yayınlananlarda değişiklik olup olmadığını doğrulamanın mümkün olamadığını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazışmalarda, bilgi edinme hakkı kapsamında araştırma biriminin elindeki verilerin talep edilmesi durumunda bunların dışarıya verilmemesi gerektiği, muhalif bir basın mensubunun ölümünden duyulan mutluluk, verilere uygulanan düzeltmeler, verilerden duyulan şüpheler, bir bilim dergisinin yazı verilmeyerek protesto edilmesi gibi konular bilimsel bir çok tartışmanın yanısıra geçiyor. İklim değişikliğinin varolmadığını kanıtlamak isteyenler, iklim değişikliğinin insan kaynaklı (anthropogenic) olmadığını düşünenler yazışmaların tezlerini doğrular nitelikte olduğuna kamuoyunu inandırmaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa iki kişi veya bir grup arasında geçen yazışmaların bazılarının nezaketten uzak ve politik olarak doğru olmasa da anlık oldukları, bir arkaplanları olduğu unutuluyor. Örneğin, protesto edilmek istenen derginin bilim kurulunun yarısı, dergide yayınlanan iklim değişikliği muhalifi bir yazının bilimsel değerlendirmeden geçemeyecek nitelikte olması nedeniyle yazışmaların geçtiği tarihten önce istifa etmiş durumdalar, destek verilmek istenen durum bu. Verilerin düzeltilmesi konusunda cımbızla seçilen kelimeler delil olarak kabul ediliyor ama kelimenin ne anlamda kullanıldığı ile ilgili açıklama göz ardı ediliyor. İklim verilerinin neden dışarıya verilmek istenmediği konusunun ise bilim insanlarının verinin nasıl kullanılacağına dair çekinceleri olmasının yanısıra devletler arası ilişkilere ve fikri mülkiyet haklarına dayanan ticari nedenleri dahi var, verinin sahibi farklı ülkelerin meteoroloji ofisleri, üniversite değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İklim değişikliği konusunda modellerin nasıl oluşturulduğu, kullanılan verinin tutarlılığı gibi konular bilim çevrelerinde tartışılabilir. Ama iklim değişikliğinin gerçekleşmekte olduğunu görmek için taraflardan birinin tartışmayı kazanmasına ihtiyacımız yok, geçen gün okuduğum bir yazarın çok güzel ifade ettiği gibi "pencereden dışarı bakmak" yeterli. &lt;a href="http://www.tumgazeteler.com/?a=5735427"&gt;Antarktika'dan kopan buz parçaları&lt;/a&gt;, tarihte ilk defa açılan arktik gemi rotaları, &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Dunya/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=1151591"&gt;su altında kalmak üzere olan adalar&lt;/a&gt;, her yeri etkileyen seller yeterli kanıt olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta, yukarıdaki yazışmaların çalınarak sızdırıldığı günlerde bir grup biliminsanı bir rapor yayınladılar: "The Copenhagen Diagnosis". IPCC AR4 ile IPCC AR5 arasındaki boşluğu doldurmak ve Kopenhag öncesi durumu özetlemek için yayınlanmış, çeşitli güncel bilimsel çalışmaları refere eden bir iklim değişikliği raporu bu. Antarktika'da ısınan kıyılar ve ozon deliği etkisi ile artan rüzgarlar nedeniyle soğuyan güney kutup noktası, Kuzey Buz Denizi'nin azalan alanı ve ne zaman buzsuz bir yaz geçireceği, artan deniz suyu yükseklikleri ve bunun tahminlerin ne kadar ötesinde olduğu, büyük değişikliklere neden olabilecek kırılma noktaları gibi konuları &lt;a href="http://www.copenhagendiagnosis.com/"&gt;bu raporda&lt;/a&gt;&amp;nbsp;anlaşılır bir dilde okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kısaca özetlemek gerekirse bazı değişikliklerin IPCC AR4'de beklenenden çok daha hızlı gerçekleşmekte olduğu ve küresel sera gazı salımlarının 2015-2020 arasında bir zamanda tavan yaptıktan sonra hızla azalması gerektiği ve 2050'de kişi başına bir tonun altına indirilmiş olması, bunun da 2000 seviyelerinin %80-%95 altında olduğu ve bilimsel kesinlik beklemek adına kaybedilecek zamanın çok büyük zarar verme potansiyeli olan kırılma noktalarının geçilmesine neden olabileceği yönünde uyarılar yapan bir rapordan bahsediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm okuyuculara mutlu ve duyarlı bir bayram dileriz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-3142647241780481958?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/3142647241780481958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=3142647241780481958&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3142647241780481958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3142647241780481958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/11/iklimgate.html' title='İklimgate'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-7634856575580058294</id><published>2009-11-18T12:01:00.006+02:00</published><updated>2009-12-09T19:04:09.478+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil yapı sertifikasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotovoltaik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil bina'/><title type='text'>Yeşil Yapılar ve Yeşil Yapılarda Fotovoltaik Enerji</title><content type='html'>Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı (ÇEVKOR), Ege ve 9 Eylül üniversiteleri öğretim üyeleri tarafından kurulmuş bir vakıf. Faaliyetleri arasında ekoloji konusunda periyodik yayınlar da var. Bu yayınlardan Ekoloji Teknik dergisinin yayın koordinatörü Dr. Muavviz Ayvaz, son sayılarında bizimle bir röportaja yer verdiler. Yeşil yapılar ve yeşil yapılarda fotovoltaik enerji kullanımı konusundaki bu röportaja aşağıdaki link'ten ulaşmanız mümkün:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ekolojiteknik.com/online_dergi/6/"&gt;http://www.ekolojiteknik.com/online_dergi/6/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportaj, 32. sayfadan başlıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-7634856575580058294?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/7634856575580058294/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=7634856575580058294&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7634856575580058294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7634856575580058294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/11/yesil-yaplar-ve-yesil-yaplarda.html' title='Yeşil Yapılar ve Yeşil Yapılarda Fotovoltaik Enerji'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-5411776630489324662</id><published>2009-11-16T01:03:00.005+02:00</published><updated>2009-11-16T10:42:20.145+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toprak kaynaklı ısı pompası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iklim dostu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karbon salımı'/><title type='text'>Gerçek dostluk nasıl hesaplanır?</title><content type='html'>İnşaat piyasasında bir çok cihaz ve malzeme pazarlanıyor, benzerlerine göre daha fazla iklim dostu oldukları iddiası ile...Dikkatli olmak lazım... Bir cihazın gerçekten iklim dostu olup olmadığını dikkatli bir hesap ile değerlendirmek gerekli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin toprak kaynaklı ısı pompalarını ele alalım... Bu cihazlar, toprağın belirli bir derinlikte görece sabit kalan ısısından faydalanıp kış aylarında mekanları ısıtmakta, yaz aylarında ise soğutmakta kullanılabiliyor. Bir ısı pompası yoluyla ısının istenilen yönde nakledilmesi prensibi ile çalışıyorlar. Toprakta depolanmış ısıyı kullandıklarından ısıtırken doğalgaz yakan bir kazan gibi karbon salımına neden olmuyorlar. Ancak elbette cihazların ana bileşeni olan ve temelde bir kompresör olan ısı pompası ve diğer donanım elektrik tüketiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullandığımız elektriğin üretim süreci verimi bilinmiyor. Elektrik, doğalgaz ya da kömür yakarak ya da hidroelektrik veya rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklarla farklı verimlilikte süreçlerde üretilmiş olabilir. İletim esnasında da bir kısmı kaybediliyor. &lt;a href="http://www.gaiacf.com/site/"&gt;GAIA Karbon Finansmanı Şirketi&lt;/a&gt;'nden aldığımız bilgiye göre Türkiye'de tüketilen ortalama 1kWh elektriğin üretimi için 0,62 kg karbon eşdeğeri sera gazı salımı yapıldığı hesaplanıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak kaynaklı ısı pompaları tipik olarak tükettikleri elektrik enerjisinin 3-5 katı enerjiyi iki medyum arasında nakledebiliyor. Bu çarpanın yoğun kullanımla desteklenecek özel üretim yatırımları ile 6-8 aralığına çıkması mümkün görülüyor. Çarpanın teorik üst sınırı ise 14.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isıtma performnası çarpanı 3.5 olan tipik bir ısı pompası düşünelim. Sistem doğru kurulmuşsa her bir 1 kW'lık iş (elektrik enerjisi) karşılığında 3,5 kW'lık ısıtma enerjisi elde edilecek demektir. Yani 1 kW elektrik harcayarak 3,5 kW'lık bir elektrik ısıtıcısının yapacağı iş yapılmış olacak. Aynı enerji kaynağı kullanıldığına göre ısı pompası kesinlikle elektrik ısıtıcısından 3,5 kat daha az karbon salımına neden olacak şekilde çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de doğalgaz kazanı düşünelim. Yoğuşmalı kazanların %110 civarında verimlilikler ile çalıştıklarını biliyoruz. Yani 3,5 kW ısı elde etmek için bir doğalgaz kazanı &amp;nbsp;yaklaşık 3,2 kW (2725 kcal) enerji harcar. Bu da yaklaşık olarak 0,3 mküp doğalgaz anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isıtmada 3,5 kWh'lık iş yapan bir ısı pompası, tükettiği 1 kWh elektrik nedeniyle Türkiye'de 0,62 kg. karbon salımına neden olur. Aynı ısıtma işini yapan bir doğalgaz kazanı ise 3,2kWh doğalgaz tüketimi ile 0,66 kg salım değerine sahiptir. Aradaki fark %6,5 mertebesinde ısı pompası lehine gözüküyor, doğalgazın ısıl gücünü biraz daha düşük kabul edersek avantaj %20lere kadar çıkabiliir, ama kesinlikle 1 kW ile 3,2 kW arasındaki %200+ fark kadar bir karbon salım tasarrufu sağlamış olmuyoruz. Ta ki elektrik şebekemiz daha çok temiz kaynaklarla üretim yapmaya başlayana dek. Ayrıca herhangi bir yanlış uygulamada %6,5'luk avantajı kaybetmek de çok kolay. Bu durumda soğutma nedeniyle kazancımız olup olmadığını incelemek gerekiyor. Klimalar da esasen birer hava kaynaklı ısı pompası olduklarına göre toprak kaynaklı bir pompa her zaman klimadan daha verimli çalışacaktır. Ama soğutma ihtiyacı çok düşük ve ısıtma ihtiyacı yüksek olan bir projede ısı pompasına yapılacak ilave yatırımı kabul etmek için ya daha verimli pompalar kullanılması ya da başka nedenler olması şart gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örneği karbon salımı ve primer enerji arasındaki ilişkiyi göz önüne almadan, bir cihazın karbon salımlarına olan katkısının aynı fonksiyondaki diğer cihazlarla karşılaştırılamayacağını göstermek üzere hazırladık, her bir cihazın performansını durumsal olarak değerlendirmek ve buna göre projelerde kullanım kararı vermek şart.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-5411776630489324662?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/5411776630489324662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=5411776630489324662&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5411776630489324662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/5411776630489324662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/11/gercek-dostluk-nasl-hesaplanr.html' title='Gerçek dostluk nasıl hesaplanır?'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-3339936507390692071</id><published>2009-11-15T18:57:00.002+02:00</published><updated>2009-12-09T19:02:46.308+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='0 Karbon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Passivhaus'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sera gazı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil bina'/><title type='text'>Binalar ve Sera Gazları</title><content type='html'>Binalar toplam sera gazı salımlarının %40'ından sorumlu olduklarına göre Küresel İklim Değişikliği'ni kontrol altına alma mücadelesinde yapı sektörüne önemli bir görev düşeceğini daha önce ifade etmiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bina kaynaklı sera gazı salımlarında en yüksek paya binalardan kullanılan elektriğin üretiminden kaynaklanan karbondioksit salımları sahip. Bunu, mekan ısıtma, yemek pişirme, su ısıtma gibi amaçlar için binalarda yakılan fosil yakıtların sorumlusu olduğu salımlar izliyor. Odun yakma, tam yanmanın gerçekleşmemesi (tam yanma mavi alevli yanma demektir) gibi nedenler ve çöplüklere gönderilen yapı malzemelerinin çürümesi sonucu ortaya çıkan metan salımları ile yine tam yanmanın gerçekleşmemesi sonucu ortaya çıkan azotoksit salımları bina kaynaklı diğer sera gazı salımlarını oluşturuyor. Sıralamanın sonunda ise ozon tabakasına zarar vermedikleri için kullanılan ancak küresel ısınmaya önemli katkısı olan endüstriyel HFC (hidroflorokarbon gazları) var. HFCler klimalarda akışkan olarak ve izolasyon malzemelerinin üretiminde şişirici gaz olarak kullanılıyorlar ve ekipman yenilemesi, arızalanması ve endüstriyel süreçlerdeki kazalar ya da süreç gereği atmosfere salınabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bina kategorisinde hesaplanmasa da bina malzemelerinin üretimi ve nakliyesi esnasında kullanılan enerjiden kaynaklanan sera gazı salımları da yine binalar ile ilişkilendirilebilecek salımlar ve malzemelerin yeniden kullanımı ve yerel olarak üretilmiş olmaları bu salımları azaltmak açısından önem kazanıyor. Daha önce de bahsettiğimiz gibi yaşama alanlarının yoğun şehir yapıları yerine dağınık kırsal yapılarda yoğunlaşması da artan ulaşım gereği ve altyapı hizmetlerinin götürülmesindeki verimsizlikler nedeni ile sera gazı salımlarını arttırıcı etkenlerden sayılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz eşyalar, ampüller vb. binalarda elektrik tüketen cihazların tüketimlerini kontrol altına alan enerji kimlik belgesi, Energy Star gibi derecelendirme sistemleri ile cihazların enerji talebi bina sektörünün kontrolü dışında halihazırda azaltılıyor. Tüketilen elektriğin yenilenebilir kaynaklardan yerinde ya da merkezi üretim sistemleri ile üretilmesi binaların kullandığı enerjiyi temiz hale getirirken bina sektörünün bu konuda da sağlayabileceği katkı, politika yapıcılar üzerinde baskı unsuru olmak haricinde, sınırlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcak öğlen saatlerinde tüm klimaların aynı anda çalışmaları ile oluşan talepler gibi ani elektrik talepleri elektrik dağıtıcılarının bu saatlerde ellerindeki tüm güç kaynaklarını kullanmalarına neden oluyor. Eski teknolojili, verimsiz, kirletici ve talep noktasından uzaktaki elektrik üretme sistemleri yüksek fiyattan satılabilen elektrik sayesinde bu dönemlerde karlı olarak işletilebiliyor. Şebeke dengesini bozan, dur-kalklar nedeni ile üretim araçlarının verimini düşüren, uzun iletim hatlarında kayıpları arttıran bu tür taleplere karşı bina sektörünün örneğin klimalara ve yakıtlı ısıtma sistemlerine göre çok daha verimli olan ısı pompası (özellikle toprak kaynaklı) ya da merkezi kompresörlü chiller grupları yerine absorpsiyon tipi soğutma sistemlerine yönelme imkanı var. Aynı şekilde güneş pilleri ya da kojenerasyon gibi teknolojiler ile yerinde ve&amp;nbsp; temiz kaynaklarla üretim yaparak enerji talebini düşürme imkanı da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En etkili çözüm ise elbette enerji talebini yaratmayacak önlemleri almaktan geçiyor. İşletilmesi esnasında enerji tüketmeyecek bir bina planlamak belki mümkün değil ama enerji talebi iyice azaltılmış ve düşürülmüş talebi de kendi çevresindeki yenilenebilir kaynaklarından karşılayan ve net enerji talebi "0" olan bir bina hayal etmek mümkün. "Zero carbon" başlığı ile yapılacak bir arama ile bu hedefe yönelik çaba gösteren bir çok projeye rast gelebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerinde çok sayıda uygulama örneği oluşmuş olan Alman Passivhaus standardının kurallarını benimseyerek de iklimlendirme için ihtiyaç duyulan enerji tüketiminin konvansiyonel binalarla karşılaştırıldığında inanılamayacak değerlere indirilmiş olduğu binalar inşa etmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık ayında Türkiye'de de uygulaması başlayacak olan "Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği" gibi yasal uygulamalar ile politika yapıcılar binaların enerji talebini belirli değerlerin altında sınırlamaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binalarda enerji talebini düşüren önlemlerin başında binaların istenmeyen şekilde ısı kazanmasını ya da kaybetmesini engelleyecek teknikler geliyor. Yüksek değerli izolasyon, güneş ve ısı izolasyonlu camlar, bina kabuğundan dışarı hava kaçışını önleyen detay çözümleri önemli. Faz değiştirerek bina kütlesini enerji deposu haline getiren yalıtım malzemeleri, sıcakta ısıyı yansıtan, soğukta emen çatı kaplamaları gibi malzemeler araştırmacıların odağında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerji ihtiyacını ölçen ve gerçek ihtiyaçlara cevap verilmesini sağlayan sensörler ve bina otomasyon sistemleri çözümün bir başka ayağını oluşturuyor. Yüksek verimli ve çok amaçlı ısıtma / soğutma cihazları (hem ısı hem elektrik üreten cihazlar; sıcak su da üretebilen ısı pompaları gibi) yine enerji talebini düşürüyor. Yarı iletken aydınlatma sistemleri ile aydınlatma kaynaklı enerji talebi azaltılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu önlemlerin uygulanabilmesi için tasarım araçlarının geliştiriliyor olması da (bina enerji simülasyonu yazılımları gibi) çok önemli bir adım. İyi uygulamaların yayılması ancak ve ancak tasarımcıların bu konularda eğitilmeleri ve uygun araçlara sahip olmaları ile mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaygınlaşmanın önündeki en önemli engel ise her zaman olduğu gibi maliyet. Bahsettiğimiz çözümlerin bazılarınının piyasaya yayılması, getirdikleri maliyet artışını sağladıkları enerji tasarrufu hızla geri ödediği için çok kolay oluyor (Yarı iletken ampuller gibi). Geri ödeme süresi 3-4 sene civarında ilave maliyetler, bina yapıcılar tarafından da genellikle çok fazla direnç gösterilmeden tercih ediliyor. Ancak, bu geri ödeme süresi 7-8 senelerin üzerine çıktığında karar zorlaşıyor, finansal unsurlar dışındaki unsurlar devreye girmedikçe söz konusu teknoloji tercih edilmiyor. Bu noktada politika yapıcıların devreye girmesi şart oluyor. Yasal düzenlemeler, uygulamalara verilen mali destekler, karbon piyasası gibi yenilikçi serbest piyasa mekanizmalarını oluşturmak ya da en basitinden kamu binalarındaki örnek uygulamalar ile yaşam döngüsünde toplum yararına olan ancak ilk yatırımda yüksek maliyetli olan uygulamaların maliyetlerinin bir kısmının uygulamacının/kullanıcının üzerinden kaldırılması için gerekli önlemleri almak Küresel İklim Değişikliği hedeflerini yakalayabilmek için olmazsa olmaz bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-3339936507390692071?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/3339936507390692071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=3339936507390692071&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3339936507390692071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3339936507390692071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/11/binalar-toplam-sera-gaz-salmlarnn.html' title='Binalar ve Sera Gazları'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-8147712932118910466</id><published>2009-10-20T16:34:00.004+03:00</published><updated>2009-12-09T19:01:08.214+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iklim değişikliği'/><title type='text'>24 Ekim:Hedef 350 ppm - Ne kadar gerçekçi?</title><content type='html'>Bu günlüğe "Hedef 500 ppm" diyerek başlamıştık, atmosferdeki toplam sera gazları konsantrasyonunun 500 ppm'i geçmemesi gerektiği konusunda politika yapıcılar ve bilim insanları arasında gayriresmi bir konsensüs oluştuğundan bahsetmiştik. Atmosferdeki sera gazlarının 500 ppm'e ulaşmaları durumunda yönetilemez iklim değişikliklerinin ortaya çıkma olasılıkları çok yüksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Ekim Cumartesi günü, dünya çapında, atmosferdeki karbondioksit değerinin 350 ppm.'e geri çekilmesini talep eden sivil toplum eylemleri düzenleniyor, bir kaç eylem de İstanbul, Ankara ve Bodrum'da. &lt;a href="http://www.350.org/"&gt;www.350.org &lt;/a&gt;ya da &lt;a href="http://www.kureseleylem.org/"&gt;www.kureseleylem.org&lt;/a&gt; adreslerinden yer ve zaman öğrenmek mümkün. İstanbul'da saat 16.00'da Galatasaray Lisesi önünde toplanılacağını hatırlatalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/St28tV3iYII/AAAAAAAAFA8/li3Ax41sZMY/s1600-h/350logo.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/St28tV3iYII/AAAAAAAAFA8/li3Ax41sZMY/s200/350logo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;350 ppm değerinin bir anlamı var: 350 ppm herhangi bir iklim değişikliğine neden olması beklenmeyen üst değer. 350 ppm karbondioksit, toplam sera gazı konsantasyonlarında, şu andaki şartlarda 390 ppm.'e denk gelecektir. Halihazırda ise toplam sera gazı konsantrasyonlarında 430 ppm.'deyiz, karbondioksit ise 390 ppm.de, yani geçmişte kalmış bir seviyeye dönmemizi gerektiren bir hedeften bahsediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle 350 ppm hedefi kolay bir hedef değil. Karbondioksitin atmosferdeki ömrü fazlasıyla uzun. Salımları olası en düşük seviyeye indirsek dahi karbondioksitin kendi kendine azalmasını beklemek fazlasıyla uzun vadeli bir beklenti. Ya da atmosferdeki karbondioksit'i doğal yollar dışında depolamanın bir yöntemini yaratmak gerekiyor, bunun bir yöntemi olup olamayacağı ise şimdilik bilinmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefin ulaşılabilirliği konusunun tartışılabileceğini düşünsek de politika yapıcılar üzerinde baskı kurarak "Küresel İklim Değişikliği" konusunda harekete geçmeleri gerektiğini hatırlatacak bir sivil toplum etkinliğini desteklemememiz söz konusu olamaz. Kopenhag zirvesine sadece 47 gün kalmışken nasıl bir anlaşmaya ulaşılacağının hala ortada olmadığını görmek, Amerikan Ticaret Odası gibi kurumların iklim değişikliği var mı, yok mu tartışmasını baştan başlatmak istediklerini okumak 24 Ekim eylemlerinin her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu gösteriyor bize. Bu nedenle ilanlarını baş köşeye yerleştirdik, sizleri de ilgi göstermeye davet ediyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-8147712932118910466?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/8147712932118910466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=8147712932118910466&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8147712932118910466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8147712932118910466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/10/24-ekimhedef-350-ppm-ne-kadar-gercekci.html' title='24 Ekim:Hedef 350 ppm - Ne kadar gerçekçi?'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/St28tV3iYII/AAAAAAAAFA8/li3Ax41sZMY/s72-c/350logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-7964953807400982231</id><published>2009-10-12T13:23:00.006+03:00</published><updated>2009-10-12T15:07:33.160+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='light pollution'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ışık kirliliği'/><title type='text'>Işık Kirliliği</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&amp;nbsp;Aşağıdaki fotoğrafa dikkatle bakın. Fotoğrafın solunda, binaların üzerinde gökyüzüne uzanan dağınık bir ışık demeti göreceksiniz. Daha keskin bir demet ise fotoğrafın sağ alt köşesinden soluna doğru ilerliyor. Bir fotoğrafın içine sığabilmiş bu iki aşırı örnek "ışık kirliliğinin" birer simgesi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/StLp2OlFS0I/AAAAAAAAFAA/crNvk6IM9Bo/s1600-h/ışık+kirliliği.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/StLp2OlFS0I/AAAAAAAAFAA/crNvk6IM9Bo/s320/%C4%B1%C5%9F%C4%B1k+kirlili%C4%9Fi.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Şehirlerde gece saatlerinde gökyüzüne baktığımızda göremediğimiz yıldızların sorumlusu kaçak ışık akılarının yarattığı ışık kirliliği ve nedeni sadece yukarıdaki gibi belirgin örnekler değil. Mekanların içini aydınlatmak üzere tasarlanmış ama tasarımı ya da konumu nedeniyle ışığını pencerelerden dışarıya kaçıran lambalar; binaları, yolları aydınlatmak amacıyla yerleştirilip biraz da gökyüzünü aydınlatan armatürler gibi insanoğlunun ışığa olan ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılan ama ışık kirliliği kavramına karşı da önlem almamış aydınlatma çözümleri kirliliğin kaynağı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Gereksiz miktarda kullanılan ışık bir enerji kaybına neden oluyor. Gökyüzünü aydınlatıyor olmanın bizlr için bir faydası olmamasının yanısıra dünyayı paylaştığımız başka canlılar için zararları var. Örneğin kuşlar bir ışık demeti etrafında sabaha kadar dönerek yorgunlukla ölebiliyorlar ya da göç yolları üzerindeki aydınlatılmış bir yüzeye de çarpabiliyorlar. Ya da daha az dramatik olsa da daha önemli uzun vadeli sonuçlara neden olacak şekilde gece aydınlığına alışmış kuşlar gün doğuşunu ancak güneşin çok yükselmesi ve diğer ışık kaynaklarını bastırması ile algıyabildikleri için sabahın erken saatlerinde bulabilecekleri besinleri (ör. solucanlar) bulamaz hale geliyorlar. Besin zinciri bozuluyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Işık kirliliğinin ekolojik sonuçları ile ilgili daha detaylı bilgi için bu National Geographic &lt;a href="http://ngm.nationalgeographic.com/2008/11/light-pollution/klinkenborg-text/1"&gt;makalesini&lt;/a&gt;&amp;nbsp;inceleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Sürdürülebilir bina değerlendirme sistemleri ışık kirliliğinin önüne geçmek için bina iç ve dış aydınlatmaları konusunda bazı kriterlere uyulmasını şart koşuyor. Örneğin LEED'e göre, iç aydınlatma armatürlerinin maksimum ışık akısı konilerinin binanın sadece opak iç yüzeyleri ile kesişecek şekilde yerleştirilmeleri ya da ticari binalarda acil durum aydınlatması haricindeki bina iç aydınlatmasının iş saatleri haricinde otomatik olarak kapanması şart. Dış aydınlatmada ise ASHRAE 90.1 standardında belirlenmiş olan bina dış yüzey aydınlatması güç yoğunluğu değerinin %50'sinin, dış çevre aydınlatmasında ise aynı standardın belirlediği değerin %80'inin aşılmaması şartı var. Ayrıca, binanın bulunduğu bölgenin özelliğine göre, örneğin yoğun şehir merkezlerinde ve eğlence bölgelerinde ya da kırsal alanlarda değişmek üzere çevre aydınlatmasının da arazi sınırlarının dışına ne kadar taşabileceğinin sayısal değerleri belirlenmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun tekniği ve diğer bilgiler için International Dark-Sky Association'ın &lt;a href="http://www.nextrionet.com/mc/page.do?sitePageId=55060&amp;amp;orgId=idsa"&gt;web sayfasını&lt;/a&gt; incelemek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-7964953807400982231?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/7964953807400982231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=7964953807400982231&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7964953807400982231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/7964953807400982231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/10/fotografa-dikkatle-bakn.html' title='Işık Kirliliği'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/StLp2OlFS0I/AAAAAAAAFAA/crNvk6IM9Bo/s72-c/%C4%B1%C5%9F%C4%B1k+kirlili%C4%9Fi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-845201068312924280</id><published>2009-10-08T12:35:00.000+03:00</published><updated>2009-10-08T12:35:45.570+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BREEEAM'/><title type='text'>Konuk Yazar: Martin Townsend - BREEEAM</title><content type='html'>&lt;i&gt;Geçen haftalarda Çevre Dostu Binalar Derneği ÇEDBİK'in BREEAM Türkiye adaptasyonu için iyi niyet anlaşması imzaladığı toplantıda BREEAM direktörü Martin Townsend ile tanışma fırsatını yakaladık. BREEAM, İngiliz BRE tarafından geliştirilmiş bir sürdürülebilir bina değerlendirme sistemi. Bay Townsend'e günlüğümüze katkıda bulunmak isteyip istemediğini sorduğumuzda, bize aşağıdaki yazıyı yolladı.  &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"The debate about sustainability of buildings is becoming more and more international in its nature, not just so that large business can compare different buildings in their portfolio's, but with the increasing awareness of the impact that buildings have on the environment both in terms of their construction and use. There is a need to ensure to ensure that we learn from best practise on a global level. For many years BREEAM has long been instrumental in helping the UK meet sustainability targets by setting best environmental practice standards that go over and above national Building Regulations. With the introduction of the first effective system for assessing the environmental performance of buildings, and today is the most respected and replicated assessment method in the world, having become synonymous with high standards. Recent changes to BREEAM, now also mean that the tool is becoming increasingly adopted worldwide.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BREEAM's key objectives are to improve the environmental performance, the functionality, flexibility and durability of buildings, but also to improve the internal environment for occupants.  Recent studies have shown that BREEAM has helped save 4.5 million tonnes of CO2 since its inception. However, they also recognise that having a building that performs efficiently in terms of environmental standards is ineffectual if the occupants are not satisfied with their surroundings.  BREEAM is therefore a holistic method of assessing sustainable buildings, striving to reduce resource consumption of buildings, but also dealing with various issues such as the thermal or acoustic comfort of the occupants, the impacts associated with the transport of people to and from the buildings, or the various sources of pollution relating to the construction and use of a building. To ensure that the tool not only provides responds to the needs of the market, but also embraces the latest thinking. BREEAM is developed with industry stakeholders, but with a strong independent governance, the result is a realistic balance between technical rigour and highly cost effective assessment and certification.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It was the success of this system, coupled with the demand from countries and multinational organisations outside the UK, which inspired BREEAM to develop a methodology that could meet the demands of the international market.  It was a tall order; to come up with a tool that would remain faithful to the strict parameters set by BREEAM, yet would be flexible enough to allow for differing political, geographical and climatic contexts. The team was indeed determined that the BREEAM International system should recognise the specificities of each market and be tailored to the local context and local conditions.  The result?  Two geographical schemes and an International Bespoke scheme enabling the assessment of any building in any location around the world.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The first of those geographical schemes is BREEAM for Europe, and August 2008 marked the start of a pilot period for the European tool.  The nature of the continent, with its many languages, regulations, climatic conditions and personalities, has meant that the initial method produced is one that will change and evolve to suit the many sub-regions that fall within the overall region of Europe.  The challenge for the development team has lain with the need to maintain a degree of comparability across the region, yet promote the use of local codes and standards.  This is of particular importance when it comes to keeping the costs down - as it enables clients and contractors to work with already-familiar local regulations to achieve their sustainability goals, rather than adopting new - and often inappropriate - standards and practises.  It has been said in the past that BREEAM is an expensive option, given its high standards adopted from the UK's well-established system; however this potential extra cost is cancelled out by the savings made through sticking to equivalent local codes and standards.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Three schemes are already available under BREEAM Europe: Industrial, Offices and Retail.  All three of the schemes work on the principle of a master technical manual, which applies to the whole region, and an appendix of country reference sheets which explain in detail how the criteria differ in each country.  This might include local codes and standards to be used by design teams to demonstrate compliance with a BREEAM issue, or changes in the BREEAM requirements to ensure relevance of the criteria.  For instance, BREEAM issues such as cycle racks or waste recycling have to be tailored depending on the country and the infrastructure available in that country. It is through the development of these reference sheets that BREEAM for Europe becomes not only possible, but the best option for assessing the environmental performance of buildings in the region.  Country reference sheets are currently being developed for all European countries through careful research by both BRE and local consultants working on pilot projects in each country. This process will be continued until country reference sheets exist for all European countries.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It is through this approach that BREEAM hopes to achieve a more aligned system of regulations and practises in Europe.  The comparability, knowledge sharing and commonality that the BREEAM methodology brings to the metaphorical table should provide a veritable feast of sustainable buildings in the European market.  This knowledge sharing will also provide a means for supporting governments and key organisations towards achieving their environmental targets.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Many experts have emphasised the need for countries to have their own assessment systems, created and operated by them, tailored to the country's unique conditions.  Put simply, BREEAM agrees.  Therefore a programme has been set in place to assist countries in developing their own guidance, setting their own weightings and creating their own criteria based on their laws, practises and national context whilst remaining consistent with the BREEAM International approach.  The Dutch Green Building Council is the first country to create its own country-specific methodology, assisted by BREEAM, and the scheme is currently being piloted following the successful production of the first draft of the technical guidance manual.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As mentioned at the start of this article, BREEAM has developed two geographical schemes and an International Bespoke scheme.  It is through the Bespoke scheme that BREEAM can truly offer assessments in any location around the world.  In order to adapt the already established UK Bespoke process for use internationally, it was necessary to streamline procedures to make Bespoke a less complex and more cost effective process.  Having completed this work, BREEAM now offers the possibility of tailoring criteria to assess any building, anywhere.  What this means in practise is that buildings located outside of the scope of the geographical schemes, as well as those not falling under one of the standard building types, can have the criteria tailored and a unique assessment method produced for their building.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sounds ambitious?  It is.  And BREEAM isn't stopping there.  In keeping with the never-ending quest to improve a building's performance over its life, BREEAM is now turning its attentions to completing the cycle of buildings' assessment.  BREEAM for Communities, was launched at INSITE 09 in June, is a means to examine buildings at the masterplanning level - assessing at Outline and Detailed Planning stages.  The result of this is twofold: authorities deal with sustainability issues at the earliest possible stage, and by providing a certification tool that addresses planning policies, the planning process itself is speeded up.  With current reports that buildings are often suffering from delays of months, if not years, then the scheme is surely coming at the right time.  These same delays are costing millions in lost revenue annually and therefore a clear and transparent methodology that assists both the development and planning industry in implementing planning policies will not only save time, but money too.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Most of the environmental impacts of a building relate to its operation, and it is a well-known fact that new builds make up a tiny proportion of the building stock both in the UK and internationally.  Therefore to truly improve the environmental performance of our buildings we should additionally be examining them when in operation, as even buildings designed to encompass green principles can perform poorly if not operated correctly and responsibly.  The BREEAM In Use scheme which was launched on 3rd March 2009 offers a long-awaited solution.  Through the scheme, BREEAM provides a method of assessment on an asset, management and organisational level for buildings - bringing with it the opportunity to reduce costs, increase occupant satisfaction and demonstrate how sustainability can work in reality - qualities which translate in any language.  This system not only travels well, but cheaply too, as the method is self-assessment and takes as little as four hours to complete.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BREEAM International is ultimately a tool through which sustainability goals can be achieved on an international level.  Up until this point, although many of us have wished to improve the buildings we live and work in; we have felt inhibited by the financial implications.  The environment and the economy have long been pitted against one another and many feel that they must choose between their pocket and the planet.  This article has proved that BREEAM offers a realistic, cost-effective solution to this and demonstrates that these old sparring partners need not do battle after all. It is possible, with the BREEAM system to - sustainably - "have it all". Another problem which hampered the introduction of a genuine international assessment tool was that irrelevant, inappropriate tools were often imposed upon regions, without considering local equivalents.  This valid concern was a primary focus for BREEAM when developing the International scheme.  Its solution is perhaps best summed up by the eminent M Scott Peck, who pronounced that we should share our similarities and celebrate our differences, and it is with this firmly in mind that we present BREEAM International."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Martin Townsend&lt;br /&gt;Director of BREEAM&lt;br /&gt;BRE Global&lt;br /&gt;www.breglobal.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-845201068312924280?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/845201068312924280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=845201068312924280&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/845201068312924280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/845201068312924280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/10/konuk-yazar-martin-townsend-breeeam.html' title='Konuk Yazar: Martin Townsend - BREEEAM'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-3743642621887595018</id><published>2009-09-30T00:37:00.004+03:00</published><updated>2009-10-02T00:36:54.453+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3. köprü'/><title type='text'>Yatay Şehirler / Dikey Şehirler</title><content type='html'>Bir süredir Boğaz'a üçüncü köprülü bir karayolu geçişi yapılmasının doğru olup olmayacağı konusunda hararetli bir tartışma sürüyor. İstanbul'da yaşayanların böyle bir kararda söz hakları olmadığından olsa gerek proje ile ilgili net bilgi edinmek mümkün değil, bugünlerde Belediye Meclisi'nin kararının beklendiği söyleniyor. Konunun uzmanları ve ilgililerinin korkularının temelinde yeni inşa edilecek köprü bağlantılı otoyolun kuzey ormanlarının içinden geçeceği ve bu bölgelerdeki yapılaşma baskısını arttırarak İstanbul'un ciğerleri ve su kaynaklarının tahribatını hızlandıracağı gerçeği yatıyor. Amaç, köprü geçişlerindeki trafiği rahatlatmaksa bunun mevcut köprülerden bir tanesinin yanına yapılacak ilavelerle ve mevcut otoyollarda yapılacak basit genişletmeler ve eklemeler ile çözülebileceğini savunanların sayısı azımsanamayacak ölçekte. Kaldı ki güney aksında inşa edilmekte olan metro sistemi Marmaray'ın ve ihalesi yapılmış olan lastik tekerlekli küçük araç denizaltı geçidinin de köprüler üzerindeki trafik yükünü büyük ölçüde azaltacağı beklenmeli. Bu arada ulaşımın küresel ısınmadaki payının %12 olduğunu ve bu nedenle bireysel ulaşımı teşvik eden yatırımları desteklemenin de sera gazları emisyonunu azaltma hedeflerine uygun olmadığını hatırlatalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/SsJ_V-6A-LI/AAAAAAAAE3Q/WElM9gIxVh4/s1600/metropolis-tower-of-babel.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/SsJ_V-6A-LI/AAAAAAAAE3Q/WElM9gIxVh4/s320/metropolis-tower-of-babel.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Ama bir gerçek var: Nüfus artıyor ve şehirler büyüyor. Dünya genelinde ölüm oranı düştükçe, nüfus arttıkça ve kırsaldan kente göç devam ettikçe şehirlerdeki nüfusun azalmasını bekleyemeyiz. Bu durumda şehirlerin hangi yönde büyüyecekleri sorusu çok büyük bir önem kazanıyor: Yatay büyüme mi, dikey büyüme mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden uzak, sessiz, ağaçlar ve yeşillikler içerisinde bir yaşam hayalini reddetmek çok kolay olmasa gerek. Yatay olarak büyüyen şehirler bu hayali gerçeğe dönüştürebiliyor. Şehirden kilometrelerce uzakta, bir "suburb"de iki katlı, sadece size ait olan bir ev aslında ne kadar da mutluluk verici ve "yeşil" geliyor kulağa değil mi? Oysa madalyonun diğer yüzüne de bakmak gerekli. Toplu taşıma imkanının muhtemelen çok sınırlı olması nedeniyle şehrin dışındaki yaşam noktanıza ulaşmak için harcamak zorunda olduğunuz petrol türevli yakıt; hizmetleri ulaştırmak için salınan sera gazları; inşaat esnasında tahrip edilen yeşil örtü hatta orman; altyapı hizmetlerini ulaştırmak için ayrılan kaynaklar ve yapısı değiştirilen doğa (mesela nehir yatakları) yatay büyüyen bir şehrin getirdiği sorunların bir kısmı. İlgisini çekenler için yakın zamanda sonuçlanmış, "Redesigning Suburbia" başlıklı, yatay büyümenin yarattığı sorunlara çözümler arayan bir yarışmanın kazanan projeleri &lt;a href="http://www.re-burbia.com/"&gt;buradan&lt;/a&gt; incelenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikey büyüyen yani birim alanda yaşayan nüfusun yüksek olduğu şehirler ise, ne kadar insani ölçüleri zorladıkları düşünülse de, sürdürülebilirlik açısından fırsatlar yaratıyorlar. Öncelikle azalan ulaşım talebi ve artan toplu taşıma imkanı ve hatta şehrin yürünebilir ya da bisiklet kullanılabilir olması şehrin toplam sera gazı salınımlarını azaltıyor. Yüksek binaların daha iyi mühendislik gerektiren yapılar olması enerji kullanım verimliliklerini arttırıyor. Birarada yaşama pratiği kaynakların israfını önleme yönünde çalışıyor. Binalar ve yollar için yeşil örtünün ve toprağın tahrip edilmesinin önüne geçiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda yazılmış bir kitap yakınlarda yayınlandı: David Owen'in "&lt;a href="http://www.amazon.com/Green-Metropolis-Smaller-Driving-toSustainability/dp/1594488827/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;amp;s=books&amp;amp;qid=1254259658&amp;amp;sr=8-1"&gt;Green Metropolis: What The City Can Teach The Country About True Sustainability&lt;/a&gt;" isimli kitabında Manhattan adası dünyanın en yoğun ve bu nedenle sürdürülebilirlik açısından en verimli şehirlerinden bir tanesi olarak tarif ediliyor. New York'un sürdürülebilirlik konusundaki gerçek sorunlarının ısıtma, aydınlatma, soğutma vb. nedeniyle azaltılması gerekecek olan sera gazı salınımları olmadığı, aksine bu konularda zaten sınırlarda olan bir şehir olduğu ancak bu verimli şehirden güvenlik, eğitim vb. nedenlerle kaçışın engellenememesinin daha büyük bir sorun olduğu şeklinde bir tez savunuluyor. Biraz düşününce, katılmamak elde değil gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-3743642621887595018?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/3743642621887595018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=3743642621887595018&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3743642621887595018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3743642621887595018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/09/yatay-sehirler-dikey-sehirler.html' title='Yatay Şehirler / Dikey Şehirler'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/SsJ_V-6A-LI/AAAAAAAAE3Q/WElM9gIxVh4/s72-c/metropolis-tower-of-babel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-1855389152092527737</id><published>2009-09-29T12:04:00.006+03:00</published><updated>2009-10-02T00:44:55.730+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iklim değişikliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okyanuslar'/><title type='text'>Okyanuslara Etki</title><content type='html'>İklim değişikliğine karşı bir çözüm olarak atmosferdeki fazla karbondioksit'in okyanuslarda depolanması yönünde araştırmalar yapıldığına dair haberlerle karşılaşıyoruz bazen. &lt;br /&gt;Oysa sanayi devriminden bu yana okyanuslar tarafından atmosferden artan miktarda emilen karbondioksit, suyun asitlik derecesini arttırarak okyanus ekosistemini tahrip ediyor. Mercan kayalıkları ve kabuklu okyanus canlıları bu tahribatın öncelikli kurbanları.&lt;br /&gt;Konuyu anlatan "Acid Test" isimli belgesel ile ilgili &lt;a href="http://www.huffingtonpost.com/sigourney-weaver/taking-iacid-testi-our-ne_b_302287.html"&gt;haberi&lt;/a&gt; okuyabilir ve belgeseli internet üzerinden &lt;a href="http://www.nrdc.org/oceans/acidification/aboutthefilm.asp"&gt;izleyebilirsiniz&lt;/a&gt; . &amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-1855389152092527737?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/1855389152092527737/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=1855389152092527737&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/1855389152092527737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/1855389152092527737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/09/okyanuslara-etki.html' title='Okyanuslara Etki'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-8517504453322820615</id><published>2009-09-21T21:58:00.010+03:00</published><updated>2009-10-02T00:49:39.407+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotovoltaik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='elektrik enerjisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güneş enerjisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyrantepe Stadyumu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TOKİ'/><title type='text'>Galatasaray Seyrantepe Stadı ve Binalara Entegre Güneş Enerjisi Sistemleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/SrfQEkQJ3sI/AAAAAAAAAAU/ZqtD56YqZw4/s1600-h/seyrantepe.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5384000656414203586" src="http://1.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/SrfQEkQJ3sI/AAAAAAAAAAU/ZqtD56YqZw4/s400/seyrantepe.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 150px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 220px;" /&gt;&lt;/a&gt;Bugünkü Hürriyet Gazetesi'nde 9. sayfadaki haberin başlığı "Maliyet yükü fazla geldi, Seyrantepe güneşle aydınlanmayacak." Haberden TOKİ'nin başta Seyrantepe stadyumunu güneş pillerinden (fotovoltaik piller) kazanılan enerjiyle aydınlatma düşüncesinde olduklarını, ancak iki nedenle vazgeçtiklerini öğreniyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Çatıya fazla statik yük binmesi,&lt;br /&gt;2. Maliyetlerin fazla olması (haberde bakım maliyetleri deniyor, ancak iyi kurulmuş bir fotovoltaik sistemin son derece az bakım gerektirdiğini biliyoruz, büyük ihtimalle yatırım maliyeti denilmek istendi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haber sanırım binalara entegre fotovoltaik sistemlerin tartışılması açısından iyi bir başlangıç noktası. Baştan belirtmem gerekir ki, verilen her iki sebep de geçersizdir. Daha kötüsü, TOKİ'nin çıkış noktası yanlıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 senesinin Ekim ayından beri yürürlükte olan &lt;em&gt;Enerji Kaynaklarının ve Enerjinin Kullanımında Verimliliğin Arttırılmasına Dair Yönetmelik&lt;/em&gt;, TOKİ'nin konut projelerinde güneş enerjisindan faydalanma imkanlarının analiz edilmesini öngörüyor. Yine &lt;em&gt;Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği'nde&lt;/em&gt; yeni yapılan yapılarda yenilenebilir enerjinin kullanımını destekleyen maddeler var. TOKİ, iyi bir niyetle üzerine düşeni yerine getiriyor. Nitekim İstanbul Kayabaşı'nda inşaatı devam eden toplu konutların şartnamelerinde fotovoltaik sistemler bulunuyor. Aynı şekilde Seyrantepe stadına da böyle bir sistemin kurulup kurulamayacağı tartışma konusu yapılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binalarda yenilenebilir enerjinin kullanımı konusunda Türkiye'de yanlış bir görüş yerleştiğini, son zamanlarda ortaya çıkan projelerde görebiliyoruz. Bu görüşe göre, rüzgar veya güneş enerjisi gibi sistemler, üzerinde kurulu oldukları binanın ihtiyacını karşılamak için kurulmalıdırlar. Yani sanki binadaki ampülleri yakan elektronlar, bu sistemler sayesinde artık dağıtım şebekesinden değil çatıdaki güneş panellerinden gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir görüşün yerleşmesinin bence iki sebebi var. Birincisi, Türkiye'nin binalarda yenilenebilir enerji kullanımı bugüne kadar sadece termal kollektörler ile olmuştur ve bunlar gerçekten de çatısında bulundukları binanın sıcak su ihtiyacını karşılamak için kurulurlar. Buradan yola çıkarak tüm yenilenebilir enerji sistemlerinin bu şekilde çalıştıkları düşünülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci sebep ise, bu tür yenilikçi teknolojilerin dar bir çerçeve içerisinde değerlendirilmesi. Bunun arkasında yatan en büyük neden de, yenilikçi teknolojilerin genel toplumsal faydalarının değil, sadece uygulama noktalarında ortaya çıkan özel ve kısa vadeli faydalarının göz önüne alınması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim bir fotovoltaik sistemi, üzerinde kurulu olduğu bina ile sınırlandırıp analiz ettiğinizde, pek bir faydası yoktur. Fotovoltaik sistemler, sadece güneşin gökyüzünde olduğu açık havalarda ve gündüz saatlerinde elektrik üretimi yapabilirler. Aydınlatma ihtiyacı ise binalarda akşam saatlerinde daha fazla olmaktadır. Belki binanın, öğle saatlerinde en çok çalışan klimalarını fotovoltaik sistemler ile desteklemeyi düşünebilirsiniz, ancak genellikle sınırlı çatı yüzeylerine kurulu sistemler klimaların gerektirdiği anlık yükü karşılayamazlar. Yani burada en büyük problem, talep ve arzın aynı anda meydana gelemiyor olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi enerjideki talep ve enerjideki arz farklı zamanlarda meydana geldiğinde bu sorunu geçici depolama sistemleri kullanarak (akü veya benzeri) daha yüksek maliyetlerle ve binanızda akülerin bulunacağı bir alan ayırarak çözmeniz mümkündür. Ancak size şu bilgiyi verdiğimde benim kafam bu işe hiç yatmadı demeniz kuvvetle muhtemel: Binalara entegre fotovoltaik sistemlerin, bugün varolan teknolojileri ile, bir binanın yıllık elektrik ihtiyacının tamamını karşılaması neredeyse imkansız (istisna: büyük çatı yüzeyine sahip iki veya üç katlı düşük enerji tüketimli binalar veya müstakil evler). Yani şebekeden elektrik satın almaya devam etmeniz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenle, fotovoltaik sistemlerin binaların elektrik ihtiyaçlarını karşılayacakmış gibi lanse edilmeleri sorun teşkil ediyor. Bunun farkında olan müteahhitler, güneş enerjisini projelerine dahil ederken sadece ortak aydınlatmanın karşılanacağı gibi vaatlerde bulunuyorlar (TOKİ Kayabaşı şartnamelerinde bu şekilde geçiyor). Veya bir stadyumun aydınlatmasının güneş enerjisi ile karşılanacağı gibi (bu da ortak aydınlatma aslında), yenilenebilir enerji mühendisliğinde yeri olmayan bir kavram ortaya atılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş gibi yenilenebilir enerji teknolojilerinin binalara entegrasyonunun yaygınlaşması ile birlikte dünyada yeni bir kavram ortaya çıktı: &lt;strong&gt;Distributed Generation&lt;/strong&gt;, yani &lt;strong&gt;Dağınık Üretim&lt;/strong&gt;. Büyük kapasiteli termal ve hidroelektrik santrallere dayalı tüketim noktalarından uzak merkezi üretim yerine, tüketim noktalarına yakın noktalarda üretim yapmak, yüksek gerilimli iletim hatlarındaki kayıplardan dolayı çok daha verimli. Ayrıca genellikle kömür veya doğalgaza dayalı merkezi santrallerin sebep olduğu sera gazı salımları, &lt;em&gt;Dağınık Üretim&lt;/em&gt; sistemlerinde daha az (kullanılan teknolojiye bağlı olarak - güneş enerjisi kullanıldığında sera gazı salımları hiç yokken, mikro-kojenerasyon kullanıldığında salımlar mevcut, ancak düşük düzeyde).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dağınık Üretimin&lt;/em&gt; yakın bir zamanda, tüm ülkelerin en büyük yatırım kalemi olan elektrik üretim ve iletim şebekelerinin yerini alması mümkün değil, ancak sürekli bir şekilde desteklenerek geliştirilmesi söz konusu. Avrupa ülkelerinde ve Japonya'da bu uzun süredir söz konusu, ABD de ise yükselen enerji fiyatlarına ve enerjide dışa bağımlılığa karşı yeni hükümet tarafından ciddi anlamda destek görmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dağınık Üretim &lt;/em&gt;çerçevesinden baktığımızda binalara kurulan yenilenebilir enerji sistemleri, dağıtım şebekeleri ile paralel çalışıyorlar. Elektronlar her zaman en yakındaki yüke aktıkları için, bina içerisinde bir talep söz konusu ise önce bu talebi karşılıyorar. Fazla elektrik enerjisi olması durumunda bu şebekeye geri besleniyor, yine en yakındaki elektrik tüketicisine taşınıyor. Yıllık olarak baktığımızda, sistemin şebekeye beslediği elektrik miktarı, binanın şebekeden aldığı elektrik miktarından fazlaysa, bina &lt;em&gt;Dağınık Üretim &lt;/em&gt;sistemi kapsamında bir mikro enerji santrali gibi davranmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir sistemde elektrik arz ve talebinin zamanlarının farklı olması sorunu da, bir depolama sistemi kurmadan çözülmüş oluyor. Aslında depo şebekenin kendisi oluyor, çünkü bina ihtiyacı olmadığı zaman şebekeye elektrik beslerken (örneğin gündüz vakti), ihtiyacı olduğu zaman da bu elektriği şebekeden çekebiliyor (örneğin fotovoltaik sistemlerin çalışmadığı gece vakti).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebekeye geri besleme konusunda dağıtım şirketlerini ilgilendiren yasal ve teknik düzenlemelerin yapılmasının dışında, böyle bir sistemin çalışması için tüm bileşenler şu anda ülkemizde mevcut. En önemlisi 2005 yılından beri yürürlükte olan &lt;em&gt;Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Üretimi İçin Kullanılmasına Dair Kanun&lt;/em&gt;. Ancak kamuoyu ve sektörlerden herhangi bir talep olmadığı ve dağıtım şirketlerinin bu konuda cesaretlendirici bir çalışmaları olmadığı için henüz harekete geçilemiyor. Sonuçta da binalarda yenilenebilir enerjinin kullanımı, daha entegre ve daha verimli bir enerji sistemi olan &lt;em&gt;Dağınık Üretimin&lt;/em&gt; dışında değerlendiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyrantepe stadına geri dönersek: Böyle bir yapıya fotovoltaik panellerin entegrasyonu son derece uygundur ve ülkemizde yenilenebilir elektrik enerjisinin sadece rüzgar çiftliklerinden ibaret olmamasını sağlayan bir başlangıç noktası olabilir. Nedenlerini sıralamak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Stadyumun aydınlatılması, fotovoltaik panellerden gelecek elektronların &lt;em&gt;floodlight&lt;/em&gt;'ları çalıştırılması ile zaten mümkün değil. Zaten aydınlatmaya gece ihtiyaç vardır ve o zaman panellerden hiçbir enerji alamazsınız (sektörden bir firma yetkilisi gazetelere fotovoltaik sistemlerin ayışığından da elektrik üretebildiğini açıklamıştı, ancak bu ne yazık ki mümkün değil)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Sistemi şebekeye bağlı olarak kurduğunuzda, stadyum gündüz ürettiği ve harcamadığı elektriği şebekeye geri verecektir. Bu elektrik, stadyum yakınındaki yapıların elektrik ihtiyacı için şebeke tarafından taşınacaktır ve ne yüksek gerilim hatlarında taşındığı için trafo kayıplarına sebep olacaktır, ne de karbondioksit gibi sera gazı salımlarına yol açacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Gece &lt;em&gt;floodlight&lt;/em&gt;'lar için gereken elektrik şebekeden alınacaktır. Tabi bir stadyumun sadece aydınlatma için elektrik ihtiyacı yoktur, tüm kontrol sistemleri, anons sistemleri, basının kullanacağı ekipmanlar, kapalı mekanlardaki iklimlendirme için de elektrik enerjisine gerek vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Senelik olarak baktığınızda, stadyum bir net elektrik satıcısı da olabilir, elektrik alıcısı da (fotovoltaik panellerin yerleştirildiği çatının yüzey alanına ve yapı içi elektrik tüketimine bağlı olarak). Ancak her iki durumda da, fosil yakıtlarına dayalı elektrik tüketimine olan talebin azalması söz konusu olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Stadyumun çevresinin açık ve gölgelendirme yapacak başka yapılardan yoksun olduğu, ayrıca stadyum geniş bir çatı yüzeyine sahip olduğu için binaya entegre fotovoltaik sistem için ideal bir adaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. TOKİ tarafından vazgeçmenin sebeplerinden biri olarak çatıya aşırı yük binmesi verilmiş. Günümüzde fotovoltaik paneller çok çeşitli şekillerde üretiliyorlar. İnce film olarak adlandırılan teknolojide, m2'ye sadece 3 ila 4 kg.'lık bir yük ile çatıları fotovoltaik paneller ile kaplamak mümkündür. Sanırım analizlerini yaparken sadece kristalin teknolojisine sahip ağır panelleri göz önüne almışlar. Zaten bu tür panelleri estetik kaygılardan dolayı değerlendirme dışında tutmaları gerekirdi. Burada üzerine basmak istediğim konu, yeni yapılan yapılarda fotovoltaik sistemlerin inşaat ve mimari ihtiyaçlara göre seçilebilmeleridir. Dahası çatının tasarımı sırasında fotovoltaik elemanların mimari projeye girmiş olmaları gerekir, çünkü sonuçta yeni yapılan bir binada çatıya fotovoltaik sistem eklemek diye birşey söz konusu değil, söz konusu olan entegrasyondur (bu nedenle binalara entegre sistemlerden bahsediliyor). Siz stadyum çatı malzemesini, içerisinde fotovoltaik hücrelerin de bulunduğu bir malzemeden seçip uygulanmasını şart koşarsanız, çatınızı herhangi bir ek sistem kurmaya gerek kalmadan zaten enerji üretir bir hale getirmiş oluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Aynı sebeplerden dolayı yeni yapılara fotovoltaik sistemlerin entegrasyonu, eski yapılara ek yapmaya göre daha düşük maliyetli olmaktadırlar. Çünkü fotovoltaik elemanlar, alışılagelmiş yapı elemanlarının yerine geçerek maliyetlerini ofset etmektedirler. Bu nedenle stadyum çatısına kurulacak fotovoltaik sistemin maliyetinin ne ile karşılaştırılarak yüksek bulunduğu önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyrantepe stadyumunun çatısındaki bir fotovoltaik sistem, bir tek stadyumun kendi elektrik ihtiyacı incelendiğinde faydalı olmayabilir. Ancak bu tür binaya entegre sistemlerin çoğalması, ülkelerin elektrik üretim ve dağıtım sistemlerinde ciddi faydalar meydana getirmektedirler ve bu nedenle devletler tarafından desteklenmektedirler. Bu faydaların en önemlisi merkezi elektrik üretimine bağlı sera gazı salımlarının azaltılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilerdim ki böyle bir proje Enerji Bakanlığı ve Bayındırlık Bakanlığı'ndan da destek görsün ve Türkiye'de &lt;em&gt;Dağınık Üretimin&lt;/em&gt; yaygınlaşması konusunda bir başlangıç olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii böyle bir projenin İstanbul'a ve Galatasaray kulübüne kazandıracağı prestiji de gözden kaçırmamak lazım. Örneğin Tayvan, bu sene inşa ettiği bir stadyum sayesinde hem ülkesinin, hem 2009 Dünya Oyunları'nın, hem de kendi fotovoltaik endüstrisinin reklamını başarılı bir şekilde yapıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.guardian.co.uk/environment/2009/may/20/taiwan-solar-stadium"&gt;http://www.guardian.co.uk/environment/2009/may/20/taiwan-solar-stadium&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-8517504453322820615?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/8517504453322820615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=8517504453322820615&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8517504453322820615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/8517504453322820615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/09/binalara-entegre-gunes-enerjisi.html' title='Galatasaray Seyrantepe Stadı ve Binalara Entegre Güneş Enerjisi Sistemleri'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/SrfQEkQJ3sI/AAAAAAAAAAU/ZqtD56YqZw4/s72-c/seyrantepe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-496571171480958974</id><published>2009-09-15T21:41:00.004+03:00</published><updated>2009-12-09T18:59:13.563+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil yapı sertifikasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yağmur suyu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sel'/><title type='text'>Selin Düşündürdükleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/Sq_iOMWYqaI/AAAAAAAAAAM/1RDVhYFM58Y/s1600-h/01.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381768813192194466" src="http://2.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/Sq_iOMWYqaI/AAAAAAAAAAM/1RDVhYFM58Y/s400/01.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: right; height: 160px; margin: 0 0 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;Geçtiğimiz hafta aşırı yağışlar dolayısıyla İstanbul'da yaşanan sel felaketi, ölümlere yol açmış olması sebebiyle son derece düşündürücüdür. Metropol bir şehrin en gelişmiş bölgelerinden birinde, uluslararası havaalanına, sayısız ofis binasına, depoya veya endüstriyel işletmeye ulaşmak için en sık kullanılan otomobil yollarından birinin olduğu bölgede suda boğularak can verme olasılığı, heralde çok az insanın felaket öncesi aklına getirdiği bir olgudur. Ne var ki risk analizi ile uğraşmayan şehir planlamacılığı ve bürokratından şöförüne her seviyedeki ihmalkarlık bu sonucu getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felaketin hemen sonrasında sorumlular aranmaya başlandı, ancak bu konuda da fazla derinlemesine düşünülmediği ortada. Her sıradışı durumda olduğu gibi birden fazla olumsuz faktörün bir araya gelmesiyle meydana gelen bu olayda da, heralde tek bir sorumlu aramak kolaycılık olur. Selin ve meydana gelen ölümlerin nedenlerini tek tek sıralamak benim için mümkün olmasa da, burada genel konumuz olan sürdürülebilirlik penceresinden bakıp dünyada bu tür problemlere karşı ne tür önlemler alındığını inceleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirlerde yağmur suyu akışının hem niceliksel, hem de niteliksel kontrolü, çevre mühendislerinin ve şehir planlamacılarını uzun süredir meşgul eden bir konu. Yeşil yapı sertifikasyon sistemleri ile artık bu kontrol önlemleri, mimarlar ve inşaat mühendislerinin de gündemine girdi. Doğal bir bitki örtüsü olan boş bir arazide inşaat yapıldığında sonuç, su emici özelliği olan toprağın yerini geçirgenliği olmayan inşaat malzemelerine bırakması oluyor. Çatı yüzeyleri veya dış asfalt yüzeyler, suyun toprağa ulaşmasını engelleyip bir akış yaratıyorlar ve bu şekilde doğal hidrolojik denge bozulmuş oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun yapılaşmanın olduğu bölgelerde, bu durumdan dolayı geniş alanlara düşen yağmur suyu, toprak tarafından emilmek yerine şehir topografyasının götürdüğü yere akıyor. Bazen denize ulaşıyor, bazen yapılaşmanın ortasında kalan dere yataklarına. Yapılaşma tamamen çukur bir yerde ise, yağmur suyu hiçbir yere kaçamadan toplanmaya başlıyor - gideri tıkanmış bir lavabo gibi. Daha da kötüsü, çevredeki yağmur suyu akışı da böyle yerlerde toplanarak problemi daha da büyütüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada uygulanan prensip, yağmur suyunun düştüğü yerdeki zemin geçirgenliğini olabildiğince yüksek tutmak. Sonuçta siz yağmur suyu akışını eğimler ve mazgallar yoluyla toplayan ve şehirden uzaklaştıran mükemmel bir şehir bile tasarlasınız, bunun problemleri oluyor. Öncelikle su tahliye ve kanalizasyon sistemlerine daha büyük yatırımlar yapmanız gerekiyor. Daha da önemlisi, yağmur suyu akış esnasında kirleniyor, tahliye edildiği yerin de böylece kirlenmesine yol açıyor - örneğin bina çatılarında kullanılan zararlı maddeler veya bitmemiş inşaatlardaki malzemeler, yağmur suyu yoluyla denize akıyor. Yani problemi çözmenin en başarılı yolu pahalı altyapı yatırımları ile değil, kaynağında mühadele etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılarda yağmur suyu geçirgenliğini arttırmak için ise basit yöntemler kullanılıyor: Örneğin yeşil çatılar, yağmur suyunun önemli bir kısmını emebiliyorlar, geri kalanının yine tahliye edilmesi gerekiyor (tabi geri kalanını uygun bir sistemle toplayıp binanın su ihtiyacı için kullanmak mümkün). Geniş asfalt veya beton yüzeylerden kaçınmak, otopark veya kamyon parkı yapılacaksa bunu minimumda tutmak veya yeraltına yerleştirmek yine bir strateji. Daha az maliyetli bir çözüm ise, otoparklarda veya kaldırım gibi geçirimsiz yerlerde, gözeleri içinde bitki örtüsü yeşerebilen ve toprağa ulaşımı sağlayan çim beton kullanmak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dere yataklarına inşaat yapmak ise, derelerin taşmasının yanında bu su yollarının kirlenmelerine de yol açıyor. Yaklaşım sınırlarına uyulmadığı takdirde, yapılaşmanın getirdiği kirlilik, derelerin ve diğer su kaynaklarının kirlenmesine, yaşam çeşitliliğinin tehlikeye girmesine ve içme suyu kaynaklarının kirlilik riski ile karşılaşmasına yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirlilikten söz açılmışken, inşaat sırasında alınması gereken önlemlerin çevre koruması açısından öneminden bahsetmek gerekiyor. Çünkü inşaat sırasında yağmur yağması demek, önlem alınmadıysa inşaat arazindeki zaten bozulmuş toprak ve bitki örtüsünün iyice erozyona uğraması, bu erozyon sonucunda organik kütlenin ve daha da kötüsü inşaat arazisindeki inşaat malzemelerinin ve atıklarının su akışı ile hiç de istenmeyen yerlere taşınması sonucunu getiriyor. Örneğin su yalıtımında kullanılan petro-kimya ürünlerinin yağmur nedeniyle toprak tarafından emilmesi veya inşaat yakınındaki bir dereye taşınması, küçük çaplı bir ekolojik felaket anlamına geliyor. Dereler, bu taşınan organik ve sentetik atıklar tarafından kolaylıkla doluyorlar, yağmur miktarı arttığında ise sonuç derenin taşması oluyor. İnsan, tek bir yapı inşaatı için bu tür etkileri küçümsemeye meyilli olsa da, yoğun şehir yapılaşmalarında bu olumsuzluklar katlanarak çoğalıyor ve uzun vadeli küçük ekolojik felaketler, birkaç saat içerisinde insanları hayatlarını yok edebilen büyük felaketlere dönüşüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada asıl görev yasa koyuculara ve denetimcilere düşüyor. Bugün yeşil yapı sertifikasyon sistemleri ne kadar gönüllü olsalar da, aslında temellerinde vazgeçilmez bir takım prensipler var. Bu prensiplerin uygulanması, birçok ülkede zaten şart ve ciddiyetle uygulanıyorlar. Yaptırım olarak ciddi cezalar veya yapı ruhsatının geri çekilmesi söz konusu. Ülkemizde de Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile belediyelerin, yapılaşmanın olumsuzlukları konusunda risk analizlerini ciddiyetle yapmaları ve yasalara uyumu taviz vermeden denetlemeleri gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkitelli'de olan olaylar, yeterli yağmurun yağması durumunda başka yerlerde de tekrar edebilecek olaylar. Küresel ısınma ve iklim değişiklinin önüne kısa vadede geçemeyeceğimize göre, ülkenin kendisini buna göre hazırlaması gerekiyor. Bu arada unutmamak gerekir ki, iklim değişikliğini uzun vadede azaltmanın yolu da yine sürdürülebilir binalar ve şehirlerden geçiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-496571171480958974?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/496571171480958974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=496571171480958974&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/496571171480958974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/496571171480958974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/09/selin-dusundurdukleri.html' title='Selin Düşündürdükleri'/><author><name>Ö.M.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03932428418762610836</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_1wBYdJPjqrU/Sq_iOMWYqaI/AAAAAAAAAAM/1RDVhYFM58Y/s72-c/01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-3336064926195329617</id><published>2009-08-08T20:29:00.009+03:00</published><updated>2009-12-09T18:58:24.286+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kyoto Protokolü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iklim değişikliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sera gazı'/><title type='text'>Hedef: 500 ppm</title><content type='html'>500 ppm'de nasıl duracağız? Şu anda senede 50 gigaton'un üzerinde sera gazını atmosfere salıyoruz. 500 ppm'i aşmamak için 2050 yılında 20 gton/sene sera gazı salınım hedefine inmiş olmalıyız. Yani şu andaki salınım kaynaklarımızın yarısından fazlasını elimine etmek durumundayız. &lt;br /&gt;UNFCCC (United Nations Framework Convention on Climate Change) 'nin bağlayıcı belgesi olan Kyoto Protokolu, 2008-2012 döneminde sera gazı emisyonlarının, 37 endüstrileşmiş ülke ve Avrupa Birliği için 1990 seviyelerinin ortalama olarak %5 azaltılmasını sağlayacak hedefler belirlemiştir. Aynı seneyi referans alırsak 2050'de 20 gton emisyon hedefi, 1990 seviyelerinin %50 , 2000 seviyelerinin ise %50'nin biraz daha üzerinde altında olmak anlamına gelir.&lt;br /&gt;Türkiye, sera gazı emisyonları en hızlı artan ülkelerden olduğu halde Kyoto Protokolü'ne taraf olarak bağlayıcı hedefler belirlememiştir. Ancak protokolün uygulamaya girişinden sonra Meclis'te uluslararası anlaşma olarak onaylanmış ve yürürlüğe girmiş olması ile 2009 Aralık ayında Kopenhag'da imzalanması beklenen yeni anlaşmaya taraf olacaktır. Bu anlaşmanın 2012 sonrası için, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için emisyon azaltım hedeflerini belirleyecek anlaşma olması beklenmektedir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin hem emisyon azaltımı konusunda, hem de iklim değişikliğine uyum sağlama konusunda nasıl destekleneceklerinin de bu anlaşma ile belirlenmesi beklenmektedir.&lt;br /&gt;Peki ülkeler, belirlenecek hedeflere nasıl uyacaklar? Elbette, sera gazı üreten faaliyetlerini düzenleyerek. Hangi faaliyetler mi? Nicholas Stern, kitabında 2000 senesinde dünya sera gazı kaynaklarının şu şekilde dağıldığını belirtmiş:&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Enerji kullanımı ile ilgili olanlar:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;- %27 - Elektrik üretimi ve ısıtma&lt;br /&gt;- %12 - Ulaşım&lt;br /&gt;- %11 - Üretim ve inşaat&lt;br /&gt;- % 9 &amp;nbsp;- Diğer yakıtların yanması&lt;br /&gt;- % 4 &amp;nbsp;- Kaçak gazlar&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Enerji harici konular:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;- %18 - Toprak kullanımındaki değişiklikler ve ormansızlaştırma&lt;br /&gt;- %13 - Tarım&lt;br /&gt;- % 3 &amp;nbsp;- Endüstriyel Süreçler&lt;br /&gt;- % 3 &amp;nbsp;- Atıklar&lt;br /&gt;Ulusal hükümetler ve uluslararası işbirlikleri, bu alanlarda bütüncül ve detaylı politikalar geliştirerek sera gazı emisyonlarını azaltmak durumunda kalacaklar. &lt;br /&gt;Örneğin, ormanlar birer karbondioksit saklama deposudur, özellikle Brezilya ve İndonezya'da &amp;nbsp;yağmur ormanlarının kaybı yukarıda belirtilen %17'lik katkının ana nedenlerinden, kayba yol açan ana neden de tarım arazisine duyulan ihtiyaç. Ulusal ve uluslarası bir politika ile bu kaybın önüne geçmek mümkün.&lt;br /&gt;Toplam sera gazı emisyonlarının %40'a yakını elektrik üretimi, ısınma ve ulaşım için harcanan enerjiden kaynaklanıyor. Bu alanda yenilenebilir kaynaklara yönelmek şart ve çok başarılı ulusla politika uygulama örnekleri elimizde. İspanya ve Almanya'nın başı çektiği Avrupa ülkeleri elektrik enerjisi ihtiyaçlarının %15'e kadarını yenilenebilir kaynaklardan elde edebiliyorlar ve hedef her geçen gün artıyor. &lt;br /&gt;Brezilya, bio-etanol ile tüm kara araçlarında ve içten yanmalı motorlu diğer deniz ve hava araçlarında sıfır karbonlu yakıt kullanmayı başarmış durumda. Etanol üretiminin tarım kaynakları üzerinde yarattığı baskının, niteliksiz toprakta ve az su kullanarak üretilebileceği umulan ikinci nesil biyoyakıtlar ile aşılacağı umuluyor. Jet motorlu hava ulaşımında dahi biyoyakıtların kullanılma imkanı olacak, geçtiğimiz sene Virgin Atlantic şirketi, dört motorlu bir uçak olan B747'yi tek motoruna %20 biyoyakıt, %80 jet yakıtı karışımı besleyerek uçurdu. Boeing şirketi biyoyakıtların uçuş kaynaklı emisyonları %60-%80 aralığında azaltabileceğini öngörüyor ki, 2050'de, artan taleple birlikte, hava ulaşımının emisyonlardaki payının %15 olması beklendiği düşünülürse bu azaltmanın önemi anlaşılacaktır.&lt;br /&gt;Dünya petrol üretiminde arzın talebe yetişememeye başlayacağı tepe noktaya önümüzdeki sene içerisinde varmış olmamız bekleniyor. Bundan sonra bulunacak her damla petrol çok daha zorlu çevrelerde ve çok daha büyük derinliklerden çıkartılmak zorunda kalacak ve maliyeti giderek artacak. &amp;nbsp;Önümüzdeki on yıl için IEA (International Energy Agency) 'nin ortalama petrol fiyatı beklentisi 100 USD civarında. Yüksek petrol fiyatı, karbon emisyonu kaynağı olan tüm petrol yakmaya dayalı süreçleri dönüşmeye zorlayacaktır. IEA baş ekonomisti Fatih Birol'un son günlerde bu konuda söylediklerini bu bağlantıda okuyabilirsiniz: &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24988509/"&gt;http://www.ntvmsnbc.com/id/24988509/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şehirler, binalar ve ulaşım bu gerçeklere göre planlanmak zorunda kalacak. Binaların enerji&amp;nbsp; talebini (aydınlatma, ısıtma, havalandırma ve soğutma) azaltmak için &amp;nbsp;ekolojik prensiplere dayanan tasarımlar desteklenecek. Binaların tükettiği kadar enerji üretmesini sağlayacak yöntemler benimsenecek . Şehirler bireysel ulaşımın en aza indirildiği şekilde planlanacaklar, atıklar geri dönüştürülecek veya enerji üretecek şekilde işlenecekler. İstanbul'a üçüncü köprü ve çevreyolu gibi megakarayolu projeleri yerlerini Marmaray gibi mega toplu ulaşım &amp;nbsp;projelerine bırakmak zorunda kalacaklar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-3336064926195329617?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/3336064926195329617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=3336064926195329617&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3336064926195329617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/3336064926195329617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/08/hedef-500-ppm.html' title='Hedef: 500 ppm'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4939541922956025062.post-1183297426364857973</id><published>2009-07-23T23:21:00.012+03:00</published><updated>2009-12-09T18:58:51.276+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iklim değişikliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sera gazı'/><title type='text'>Ne Oluyor?</title><content type='html'>Küresel Isınma'nın bir gerçeklik olduğunu tartışmayacağım... 15 Temmuz'da (2009) Karadeniz Bölgesi'nde yaşanan sel ve selle gelen yıkımın şiddeti değişen bir şeyler olduğunun göstergesi. Yanlış hatırlamıyorsam D.S.İ. Bölge Müdürü'ydü, "1000 yılda bir yağacak bir yağmur yağdı" diyerek olayı tanımlayan. Oysa gelecek sene muhtemelen çok daha kuvvetli bir yağış olacak, ondan sonraki sene daha da kuvvetli. Bunlar, "küresel ısınma"nın getirdiği değişikliklerin ayak sesleri. Aynen Meksika Körfezi'nin her sene daha kuvvetli kasırgalar geçiriyor olması gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya atmosferi, son 100 sene içerisinde ortalama olarak 0,7 derece Celsius ısınmış durumda. Sera gazlarından en önemlisi olan CO2'nin atmosferdeki yoğunluğu endüstri öncesi dönemde 280 ppm (milyonda parçacık) iken şu anda 385 ppm olarak ölçülüyor. Karbondioksit gazının atmosferde beklenen ömrü 100 yıl civarında. Yani bugün salınan bir karbondioksit parçacığı 100 yıl boyunca küresel ısınmaya katkısını sürdürecek, acele etmek için çok önemli bir neden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kyoto Protokolu, karbondioksit haricinde beş gazı daha küresel ısınmanın suçlusu olarak kayıt altına almış durumda, bir tanesi metan (CH4).&amp;nbsp; Bunların ısıtma potansiyelleri çok daha yüksek (örneğin metan'ın karbondioksit'e göre 25 kat daha fazla) olsa da atmosferik konsantrasyonlarının düşüklüğü ve ömürlerinin görece kısalığı, CO2'nin küresel ısınma açısından indikatif gaz olarak kullanılmasına neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm sera gazlarının CO2 eşdeğeri olarak atmosferdeki toplamı şu anda 430 ppm civarında. Bu rakamın artmasının getireceği sonuçları tahmin etmek için çeşitli kurumlar atmosferik modellerle simülasyon yolu ile bazı sonuçlara ulaşmaya çalışıyorlar. İngiliz Hükümeti'ne iklim değişikliği raporu hazırlamış olan ekonomist Nicholas Stern, kitabı "The Global Deal"da İngiliz Meteroloji Bürosu'na bağlı Hadley Merkezi'nin modelleri sonucu ortaya çıkan iklim değişikliği olasılıklarını yayınlamış. Bu modelleri, "ne fazlasıyla kötümser, ne de fazlasıyla iyimser" olarak tanımlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadley modellerine göre sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyon seviyelerine bağlı olarak oluşacak sıcaklık artışlarının olasılıkları aşağıdaki gibi:&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361775633885679794" src="http://3.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/Smjah_cZ0LI/AAAAAAAAEzg/JgwFv2oPjTM/s320/tablo.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 240px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Örneğin 450 ppm seviyesinde 2 derecelik bir artışın olasılığı %78 iken, 3 derecelik bir artış olasılığı %18'e düşüyor. Ama 550 ppm seviyesinde %99 olasılıkla 2 derecelik bir artış beklenmeliyken 3 derecelik bir artışın olasılığı %69, 4 derecenin ise %24.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;430 ppm'de olduğumuz ve senede 2,5 ppm seviyesinde bir artış hızıyla gittiğimiz düşünülürse elimizi çabuk tutmak için bir neden daha ortaya çıkıyor. 450 ppm'i engellememiz çok olası gözükmüyor, atmosferden karbondioksit'i geri çekmenin yöntemini bulmadıkça ama 500 ppm'e ulaşmadan durmak için şansımız var ve bu şansı kullanmak zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4939541922956025062-1183297426364857973?l=surdurulebilirbina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/feeds/1183297426364857973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4939541922956025062&amp;postID=1183297426364857973&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/1183297426364857973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4939541922956025062/posts/default/1183297426364857973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://surdurulebilirbina.blogspot.com/2009/07/ne-oluyor.html' title='Ne Oluyor?'/><author><name>C.A.M.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Aomr-6hBu9I/Smjah_cZ0LI/AAAAAAAAEzg/JgwFv2oPjTM/s72-c/tablo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
