1 Temmuz 2012 Pazar

Bina Çatılarımızda Fotovoltaik Enerji İçin Hazır mıyız?

İş yoğunluğu nedeniyle uzun bir süre ara verdiğimiz blog güncellemelerine devam ediyoruz.

Türkiye'de enerji konusunda çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Bir taraftan nükleer santraller ile ilgili tartışmalar devam ederken, diğer taraftan uluslararası ve Türk uzmanlar sürekli olarak yakın dönemde enerji kesintilerinin yaşanabileceği uyarısını yapıyorlar (bkz. Haber).

Bizleri yakından ilgilendiren bir konu olan güneşten elektrik üretimi konusunda ise 2012 senesinin Türkiye için milad yılı olduğu açık. Gerek Mart ayında çıkartılan ve fotovoltaik modüller ile lisanssız elektrik üretimine yol açan yönetmelik, gerekse de EPDK Başkanı Hasan Köktaş tarafından geçen hafta yapılan "Lisanssız elektrik üretimi çok karlı bir alan" açıklaması (bkz. Haber), ibrenin artık resmi olarak da dağıtık üretime döndüğünü gösteriyor (dağıtık üretim konusundaki daha önceki bir yazımızı buradan okuyabilirsiniz).

Bu ufak devrim yaşanırken, aslında Türkiye'de ne kadar büyük bir güneşten elektrik üretim potansiyeli olduğunu anlamamız için uçakla şehirlerimiz üzerinde yolculuk yaparken aşağıdaki binaların çatılarına bakarak ve önümüze bir solar radyasyon haritası alıp Türkiye'nin durumunu incelememiz yeterli.

Benzer şekilde yolunuz düştüğünde Münih havaalanına inen bir uçaktan aşağıdaki binaların çatılarına bakarak ve Almanya'nın solar radyasyon haritasındaki durumuna bakarak karşılaştırma da yapabilirsiniz. Güneşli ve soğuk geçen 26 Mayıs 2012 günü öğle saatlerinde, Almanya'daki 1.1 milyon fotovoltaik sistemin rekor kırarak ülkenin elektrik ihtiyacının %40'ını (22 GW - 15 büyük nükleer santralin gücüne denk geliyor) karşıladıklarını da hatırlatalım.

Türkiye'de fotovoltaik sistemlerin bina çatılarında kullanımı konusunda Yeşil Bina dergisinin Nisan ayında yayınlanmış olan bir yazımızı aşağıdaki link'ten okuyabilirsiniz:

Binalarda Fotovoltaik Enerji Kullanımının Türkiye'deki Potansiyeli, Yeşil Bina - Nisan 2012

5 Aralık 2011 Pazartesi

COP17'de Türkiye'ye Ödül

Durban'da (Güney Afrika) COP17 devam ediyor... 6 Aralık Salı günü bakanlar ve devlet başkanları düzeyinde görüşmeler başlayacak...

Konferansın sonuçları konusunda ne kadar umutlu olunması gerektiğini kestirmek zor ama en çok kirletenler sürecin önünü tıkamaya devam ediyorlar. Olan biteni özet olarak izlemek için Önder Algedik ve Özgür Gürbüz'ün hazırlardıkları Durban Postası'nı takip etmenizi öneririm. tcktcktck.org da konuyu detaylı takip eden organizasyonlardan bir tanesi... Ayrıca Ömer Madra'nın da her sabah Açık Radyo'da Durban'dan yayın yaptığını biliyoruz.

Bu arada Konferansta Türkiye de bir ödül sahibi olmuş... Climate Action Network'un verdiği "günün fosili ödülü"nün Cumartesi günkü sahibi Türkiye olmuş... Gerekçe'yi Özgür Gürbüz'ün günlüğünden alıntılayalım:
Türkiye seragazı emisyonlarını 1990’dan bu yana yüzde 98 oranında arttırdı ve bugüne kadar bu eğilimi tersine çevirecek bir hedef veya taahhüt almamayı da başardı. Türkiye, finansal kaynaklarını daha fazla kömür santrali, iki nükleer santral ve karayolu yapımına harcıyor. 15 bin kilometre uzunluğunda yeni duble yol ve İstanbul’a yapılması planlanan 3. köprü örnekler arasında

Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın konuya ilgisini bekliyoruz diyelim...

24 Kasım 2011 Perşembe

Yeşil Binadan Vazgeçmeliyiz!

Bugün, Yapı Endüstri Merkezi'nde düzenlenen "Sürdürülebilir Yapılar ve İklimlendirme" toplantısında katılımcıların "sürüdürülebilir bina"lar konusundaki deneyimlerini paylaştıkları bir panel izledim. Sunumların tamamlanmasını takiben izleyicilerin yöneltmeye başladıkları soruların iki ekseni vardı: "Yeşil binaların" ne kadar ilave maliyete neden oldukları ve hangi malzemenin, hangi teknolojinin "yeşil"e uygun olduğu...

Panel esnasında Sayın Durmuş Dilekçi (UrasxDilekçi) bir mimar olarak "yeşil yapı" kavramına karşı duyduğu şüpheden bahsettiği andan itibaren zihnimi kemirmeye başlamış olan kemirgen düşünce sorular bölümünde iyice şekillendi ve uzun bir aradan sonra beni bu günceye yazma noktasına getirdi...

Yeşil yapı yapmaya çalışmak büyük bir hatadır!

Bir yapı hiç bir zaman yeşil olamaz... İnşa edilmeye başlandığı andan itibaren, her bir bina, insanın doğayı şekillendirme çabasında bir sonraki adımdır... Doğayı, dengesini daha farklı bir noktada yeniden oluşturmaya zorlayan bir dış etkidir... Bir kulübe inşa etmenin etkisini çok önemsemeye gerek olmayabilir ama İstanbul'da sürekli yaptığımız gibi alışveriş merkezi inşa ettiğimiz sürece, bunlara karbon salımı yapan araçlarla ulaşmak zorunda oldukça, bunların içinde satılması için enerji kullanarak mal ürettikçe "yeşil yapı" yapmak mümkün değildir.

İşte bu nedenle biz en başından beri "sürdürülebilir yapı" kavramını tercih ediyoruz. Sürdürülebilir yapı ayrı bir tür değildir, doğaya olan yükü benzerlerine göre biraz daha azaltılmış bir yapıdır, daha dikkatli ve yaşam döngüsü maliyetleri göz önüne alınarak yapılmış bir yapıdır. Alışılmış yapı üretim sürecindeki karar kriterleri içerisine "çevresel etki" kavramının da yerleştirilerek inşa edildiği yapıdır.

Sürdürülebilir yapıların "yeşil bina"lar olarak kategorize edilmesine izin verdiğimiz sürece bunların daha farklı maliyet yapıları olması gereğini, özel teknolojiler içermesi gereğini de kabulleniyoruz. Oysa sürdürülebilir yapı sadece daha iyi yapıdır, iyi mimarlık ürünüdür...Bir TOKİ projesi ise yaya yolları iyi planlanmış, binaların birbirlerini gölgelemediği ve izolasyonlarının daha iyi olduğu yapılar olabilir, bir ofis binası ise mekanik sisteminin verimli ve yenilenebilir kaynaklar kullanarak planlandığı bir yapı olabilir, bir A.V.M. ise egzos fanları enerjisinden tasarruf için otoparkının robotik olduğu bir yapı olabilir.

Sürdürülebilir yapıları ayrı bir yapı sınıfı, sertifikalanmış ve pazarlanabilir bir meta olarak kabul ederek marjinalleştirmek yapılarda sürdürülebilirlik pratiğinin yaygınlaşmasını engellemekten başka bir işe yaramıyor... Sertifikalar, mimari ve inşai sürece sürdürülebilirlik katkısının değerini ölçen belgeler olmaları gerekirken yapıyı niteleyen neredeyse ticari belgeler haline dönüşüyor... Ayakta durabilenlerin ötesinde iyi yapılar için bu tuzaklardan uzak durmak şart...