16 Ekim 2010 Cumartesi

Bir Enerji Demokratının Hayatı: Hermann Scheer

Yenilenebilir enerji teknolojisi ve kullanımı konusunda önde gelen ülkelerden biri olan Almanya’da bu işin arkasında olan en önemli isim sosyal demokrat milletvekili Hermann Scheer 66 yaşında vefat etti. Yenilenebilir enerjinin ülkemiz ve dünya için anlamını kavramak için Scheer’in hayatı ve düşünceleri yol gösterici niteliğinde.

Scheer, öncelikle yenilenebilir enerji kaynakları konusunda bir uzman ve öncüydü. EUROSOLAR, World Council for Renewable Energy ve International Renewable Energy Agency (IRENA) gibi uluslararası kuruluşların oluşmasında çok önemli bir rolü vardı. 1980 senesinden bu yana milletvekili olduğu Alman parlamentosunda yenilenebilir enerjilerinin desteklenmesi ve toplumda yaygınlaşması için kendini angaje etti ve bugün dünyanın yaklaşık 50 ülkesinde benzer şekillerde uygulanan Alman “Yenilenebilir Enerjiler için Elektrik Geri Besleme” yasasının çıkmasını sağladı. Bu yasa, herkesin yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üreterek şebekeye vermesini ve bunun karşılığında kilowatt saat başına yaptığı yatırımın geri dönüş süresini makul bir seviyeye çekecek seviyede bir ödeme almasını mümkün kıldı. Bu şekilde sübvanse edilen fotovoltaik gibi teknolojilerde talep patlaması yaşandı ve ekipman üretim kapasitelerinin artması yoluyla yatırım maliyetleri önemli ölçüde azaldılar. Yasanın, Scheer’in de önem verdiği en önemli noktalarından biri, sadece büyük yatırımları değil, bir ev çatısına kurulacak ufak sistemler gibi kişiler tarafından yapılacak yatırımları da kapsamasıydı.

Scheer için yenilenebilir enerji teknolojileri, dünyanın ihtiyacı olan ekolojik dönüşümü gerçekleştirmek için önümüzde hazır duran araçlardı. Tüm siyaset hayatı boyunca, bu araçların toplum tarafından tanınması için uğraştı. Nükleer enerjiye karşı olmakla beraber hiçbir zaman Yeşiller Partisi altında siyaset yapmayı düşünmedi. Onun için yenilenebilir enerji teknolojileri, iki açıdan sosyal demokrat düşünceye uygundular. Birincisi, yenilenebilir enerjilerin merkezi olmayan üretim modeli sayesinde yerel katma değerin ortaya çıkması ve insanların enerji üretimi konusunda daha fazla kontrole sahip olabilmeleri idi. İkincisi, fosil yakıtlara olan bağlılığımızın üçüncü dünya ülkelerini köleleştirdiğini düşünüyordu.

Temelde ekolojik dönüşüm için gerekli olan itici gücün toplumdan geleceğine inanan ve demokrasinin asıl sonucunun bu olması gerektiğine inanan biri olan Scheer, tüm dünyayı düşük enerji tüketimli evler ve bu evlere entegre yenilenebilir enerji teknolojilerinin tanıtımı için dolaştı. Hedefinde hep çiftçiler, küçük işletme sahipleri, mimarlar gibi yakın çevrelerinde değişime yol açabilecek insanlar vardı. Siyasi hayatında ise yaptığı mücadele o kadar başarılı oldu ki, bugün senelik cirosu 10 milyar Euro, yaklaşık 60,000 kişinin istihdam edildiği ve Almanya’nın en önemli ihracat kalemlerinden biri olan fotovoltaik sektörü varlığını ona borçlu olduğunu açıkça ifade ediyor.

Yenilenebilir enerjiler Türkiye’de de güncel bir konu. İlk adımların atıldığı 2005 senesinden bu yana, devletin bu konuya nasıl bir yaklaşım sergileyeceği merakla bekleniyor. Bugüne kadar Türkiye’de 1.2 GW kapasiteye sahip rüzgar santrali kuruldu, ancak güneş enerjisinin elektrik üretiminde kullanımı konusunda bir devlet politikası veya siyasi parti programı yok. Bunlar dışındaki yenilenebilir enerji kaynakları olan jeotermal ve biyokütle konusunda ise cüzi miktarlarda üretim yapılıyor. Hidroelektrik enerji ise, temelde yenilenebilir olmakla beraber, birçok çevresel problem içerdiği için ekolojik dönüşüm konusunda soru işaretleri içeriyor.

Teknolojik ve bürokratik soru işaretlerinin arkasında, aslında Türkiye’de hiç tartışılmayan konu, yenilenebilir enerjinin toplum ve demokrasi ile olan bağı. Hermann Scheer’in hayatı da, dünyanın en demokratik ülkelerinden birinde bile, ancak kişisel mücadele ve inancın toplumu harekete geçirebildiğini ve enerji siyasetinde değişime yol açabildiğini gösteriyor.

NOT: Yenilenebilir enerji üzerine Scheer’in yazdığı aşağıdaki kitaplardan düşünceleri konusunda daha fazla bilgi alınabilir:
A Solar Manifesto, Hermann Scheer
The Solar Economy: Renewable Energy for a Sustainable Global Future
Energy Autonomy: The Economic, Social and Technological Case for Renewable Energy

7 Ekim 2010 Perşembe

Ne oluyor? Ne yapıyoruz?

Habere rast gelmiş olabilirsiniz, Obama yönetimi Beyaz Saray'ın çatısına güneş panelleri yerleştirmeye karar vermiş, hem elektrik, hem de sıcak su elde etmek üzere. "350 Kampanyası" düzenleyicileri bir süredir sivil toplum baskısı kuruyorlardı Beyaz Saray üzerinde, işe yaramış gözüküyor, Obama, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı için zaten verdiği yasal ve parasal desteğe somut da bir mesaj eklemiş oldu.

Kuzey Amerika'da başka gelişmeler de var güneş enerjisi alanında. Kanada'da, Ontario eyaletinde dünyanın en büyük fotovoltaik enerji tesisi 4.650 dönüm arazi üzerinde (karşılaştırma için Atatürk Havalimanı arazisinin 11.800 dönüm olduğunu söyleyebiliriz) faaliyete geçti. Toplam 80 MW (megawatt) kurulu gücünde. Bu noktaya dikkat edelim, 80 MW kurulu güç şu anda Karadeniz derelerinde inşa edilmek istenen dere tipi HESlerin çoğunun güçlerinin kat kat üzerinde bir gücü ifade ediyor, örneğin Kastamonu Loç Vadisi'nde köylülerin yapımını engellemeye çalıştıkları HES'in 4 katı gücünde... HES'in kurak dönemlerde çalışamayacağı da düşünülürse enerji üretim miktarları arasındaki farkın daha da fazla olmasını beklemek hayal değil... Hiç bir tahribata yol açmayan bir güneş enerjisi tesisi ile karşılaştırdığınızda, ondan dört kat daha az güçlü ama 7 km.'lik, 4000 nüfus barındıran doğa harikası bir vadiyi yok etmesinden korkulan bir HES projesini yenilenebilir enerji kaynağı olarak kabul etmemiz nasıl bekleniyor?


"En temiz enerji tasarruf edilendir"... Bayındırlık Bakanlığı, "Bina Enerji Kimlik Belge"lerinin verilmesini sağlayacak olan BEP-TR yazılımının hazırlıklarını sürdürüyor. Sistem tam olarak işlerlik kazandığında yeni binaların da, mevcut binaların da enerji performansları birbirleri ile karşılaştırılabilir şekilde belgelenmiş olacak. Yazılımın dayandığı algoritma ile halihazırda analizi yapılmış olan iki bina var Türkiye'de: Başbakanlık binası ve Bayındırlık Bakanlığı binası. Her ikisinin de durumu pek parlak değil, "E" sınıfı oldukları ortaya çıkmış. Binaların çok eski binalar olmaları nedeniyle mazur görülebilir bir durum belki ama Türkiye'nin geri kalanına örnek teşkil etmesi gereken kurumların binalarında iyileştirme programları olup olmadığını da merak ediyoruz. Örneğin Başbakanlık binasına, Beyaz Saray'da olduğu gibi bir güneş enerjisi sistemi kurulmasını önersek, nasıl bir cevap alırız acaba?

Hükümet, her fırsatta güneş enerjisini çok da fazla ciddiye almadığını gösteriyor. Teşvik tarifelerinin bir türlü çıkartılmaması bir yana, tarifeler ile ilgili olarak telaffuz edilen rakamların da (10-12 Eurocent/kWh) dünyadaki örneklerine göre düşüklüğü bu yaklaşımın işaretleri. O nedenle herhalde Başbakanlık binasının enerjisinin bir kısmını güneş enerjisinden elde ettiğini görmemiz için uzun süre beklememiz gerekecek.

Yine de süreci hızlandırmak her zaman olduğu gibi sivil toplumun elinde. 10 Ekim Pazar günü iklim değişikliğine karşı küresel aktivizm günü. "350 Kampanyası" şemsiyesi altında biraya gelen aktivistler, dünyanın bir çok yerinde çeşitli eylemlerle iklim değişikliği politikaları konusunda dikkat çekmeye çalışacaklar. Türkiye'de de eylemler var, 350 kampanyası sitesinden ya da http://www.350hemensimdi.org/ adresinden siz de sesinizi başkaları ile birlikte duyurmak isteyebilirsiniz. Olur da giderseniz, belki "Başbakanlık'ta güneş enerjisi" istediğinizi de birilerine söylemek fırsatı ele geçirirsiniz.